28 Nisan 2017 Cuma

Bir Dost'a





Sevgili Dost,
Sana bu satırları gece yarısı huzuru yakalayabildiğim nadir yerlerden olan, pencere önümden, yazıyorum. Ara sıra gökyüzüne bakmayı da ihmal etmiyorum pek tabii. Ve açıp pencereyi temiz havayı ciğerlerime doldurmayı da...
Fark ettim de sevgili dost, uzun zaman olmuş, ciğerlerimi havayla buluşturmayalı. Yüreğimin boşluğuna baharı yaşatmayalı, çiçekler açmayalı içimde... Ve yağmur yağmayalı çölleşmiş topraklarıma.
Güzel günler geliyor ve tam önümüzde duruyor yaşayalım diye bunları. Biz ise tadına varamadan yolcu ediyoruz böyle bir nimeti. Beraberinde getirdiği güzellikleri değil de, üzüntüye ve hüzne dair ne varsa onları misafir ediyoruz içimizde. İnsanoğlu işte, ne kadar da meyilli hüzne. Mutluluğu ve sevgiyi tatmak, yaşamak ve bir başkasıyla paylaşmak varken!

Ve geçip gidiyor öylece. Kayıp gidiyor elimizden.
Yakalayabilir miyiz, koşsak ardından?
Ne dersin?
Küçükken oynadığımız yakalamaca oyunlarından idmanlıyız ne de olsa. Ebe sensin ve yakalaman gereken büyük mutluluklar var. Mümkün, değil mi? Kesinlikle mümkün!
İnanıyorum, samimiyet ve gayret ile istenen her şey verilir insana. Mühim olan istemek. İsteyip de kenara çekilmek değil elbet. Tüm çabanı koymak ortaya. Samimi olmak yaptığın her işte...

İşte,
Aslında bu kadar kolay, Küçük çabalarla büyük mutluluklar elde etmek. Esas olan ise kalbi ümitsizliğe meylettirmemek. En korkunç duygudur ümitsizlik. Şeytandandır. Ondan gelen her şey kötüdür. İnsanı hata ve yanlışa sürükler. En önemlisi de kör eder. Sadra şifa olabilecek çoğu şeyi görmemize engel olur. Büyük kayıp. Aman dikkat cânım dost. Şeytanın kalbini ele geçirmesine izin verme. Ümitlerini daim taze tut içinde, Yeşersinler meyve versinler ♡

Ümitlerimin tazelendiği bir günden...
Selâm ve dua ile ♡

25 Mart 2017 Cumartesi

Duygu'yla Başlayan Serüven






"İnsan bastırdığı duygunun esiri olur."

Doğru! İnsan duygularını bastırmamalı. Yaşamalı, o duyguyu gerçekten hissetmeli... Duyguyu bastırmak eziyettir insana. Bilirim. Ama ya bu duygular şeytani duygular ise? Ne dersiniz, sizce yine de bastırılmamalı mıdır? 

Bence tam da bu noktada bastırılmalı duygular. Zira rahmani olmayan her duygu zaten kendinin esiri eder insanı. Bastırmak zor gelecektir. Bedenine, ruhuna ve kalbine...Bu noktada zor olanı kolaya çevirmek de tamamen bizim elimizde. Mesela ben, bastırmıyorum hiçbir duygumu. Esiri olmuyorum hiçbir zaman. Çünkü benim yaz-mak gibi bir özgürlüğüm var. Alıyorum elime kağıt kalemi döküyorum içimdekileri satırlara. Kalem, kağıt ve satırlar taşıyor benim yükümü. Duygularımın iyiliğine kötülüğüne aldırış etmeden... Bana ağır gelen tüm duyguları yükleniyorlar. Hafiflemek bu kadar kolay esasen. Yaz-mak.

Demeyin ki bu kız sürekli yazmaktan bahsediyor. Öyle! İnkar etmiyorum. Ama ben çoğu sıkıntı ve zorluğu yazarak atıyorum içimden. Bir nevi terapi :) İşte bu yüzden, duygusunu bastıranlara, inatla yazın demek için burdayım. 

Benim yazma serüvenimi de anlatayım size :)
Yaklaşık bir sene önce instagramda bir sayfa keşfetmiştim.
'Kültür Sokak'
Bir yarışma düzenlemişti. Beş altı cümleden oluşan bir yazı yazmıştık katılımcılar olarak. 




Ben de bir hevesle en sevdiğim fotoğraflarımdan biri olan bu fotoğraftan esinlenerek şu satırları yazmıştım;
Kitaplar...
İnsanın huzuru ve dinginliği tam anlamıyla bulduğu tek adrestir. Dünyanın sahte vaadlerini bir köşeye bırakıp daha gerçekçi dünyalara kapılar aralayan, hayatı ve insanları anlamada en önemli etkendir. Kitap deyince 'dost' kavramı gelmeli akla. Her anında yanında olan, yoldaş, sırdaş ve tek sığınak. Kitap demek başvurulası en güzel adres demek. Okuyalım. Okuyalım ki kitaba dair yazılanların yalan olmadığını görelim. Okuyarak hissedelim bu gerçeği.

Yazdıklarımın sıradan olmasına rağmen yarışmayı kazandım. Ya fotoğrafı beğendiler ya da yazıyı bilemiyorum. Ama iyi ki diyorum. İyi ki ben kazandım. İşte hikaye burada başlıyor aslında. Yazmaya tam da bu noktada başladım. Gerçek anlamda yazmak...
Cânım Duygu, bana güzel hediyelerinin yanında bir kart göndermişti. Kartın üzerine yazdığı birkaç satırı yazayım size;

"İçinden ne yazmak geliyorsa, ne zaman yazmak geliyorsa yaz! Hiç kimseye anlatmak istemediğimiz bir şeyler olduğunda kağıt ve kalem bizim en büyük dostumuz, sırdaşımızdır, unutma! Ve oku! Dünya o kadar kirli ki kitaplar bizi temiz dünyalar da saklayan ayrı birer dünya gibi!!!"

Takip etmek isteyenler için bir de sitesi var sevgili Duygu'nun, Tık-tık
Edebiyat, kültür ve sanat içerikli yazılarını keyifle okuyacaksınızdır :)

Bir de Cânım Ablam'ın desteği. Onu es geçemem. Devam etmesini sağlayan da odur. 
Hayatıma öyle güzel insanlar girdi ki, öyle güzel insan tanıdım ki ne kadar şükretsem az kalır. Elhamdulillah Rabbim. Karşıma güzel insanlar çıkardığın için şükürler olsun...

Siz de yazın cânım okur. Yüreğinize ağırlık veren her şeyi yazın. Anlatmak istemediğiniz ne varsa yazın. Ardından gelecek olan güzelliklere inanın. Yazdıklarınızı birinin beğenmesine gerek yok. Korkusuzca yazın o yüzden. İçinizden geldiği gibi...

12 Mart 2017 Pazar

Kahve Kokulu Posta ♡

Kahveyi sevenler koşsun gelsin buraya! 
Öyle güzel bir posta aldım ki geçenlerde, hala içimde sevinci. Zarfı açıp açıp bakıyorum sıklıkla :) Kokusunu içime çekiyorum. Ohh, mis!
Neyi kokluyorsun demeyin hemen :D Bakınız bi ne imiş kokusunu içime çektiğim şey.





Bu güzelim, cânım kahve çekirdeklerini postanın içine iliştiriveren bal kız, naif insan tabiki Lila
Notunda belirtmiş," kendimden bir parça hediye ediyormuşum gibi " diye. Ben şimdi nasıl sevmem bu güzelim çekirdekleri, nasıl saklamam ömür boyu. Ve nasıl tazelemem burnumdaki kokularını :) Kahveyi ne çok sevdiğimi söylememiştim daha önce sizlere. Söylüyorum, şimdi öncekinden de çok seviyorum!





Allahım! Bu ne mütüş bir karttır. Kahve çekirdeklerinden sonra kalbimden vurulmama neden olan bu minnoş kartı kendi elleriyle hazırlamış Canım Lila. Totoro'yu sevdiğimi görmüş ve bunun üzerine hazırlamış. Ne de ince düşünmüş öyle değil mi? Güzel insan, böyle tam Totoro kadar -büyük- sevgiler ve de teşekkürler sana! İçimdeki çocuğu pek bi sevindirdin zira :)





Bunlar da diğer kartlar. Hepsi birbirinden güzel yahu! Yanlarına da kitap ayracı iliştirmiş ki ben mutluluktan kanat çırpayım bulutlara. Yoksa başka türlü duramıyorum yerimde :D
Bakın işte, özetle;
Bir insanı mutlu etmek bir posta ile pek tabii mümkün. Öyle büyük şeylere gerek yok. Yüreğinizi açmanız, misafir olmanız anılarına. Dost ve yoldaş olmanız, ufak detaylarla bir ömür elinden tutmanız... Çok kolay canım okur.






Nermincim,
Öncelikle geciktirmiş olduğum postan için özür diliyorum. Allah'ın izniyle en kısa zamanda elinde olur.
İlk defa göndermiş olmana rağmen, kendimi hiç yabancı hissetmedim postana. Uzun zamandır yolunu gözlediğim bir paket gibiydi. Her şey için çok teşekkür ediyorum. Yüreğine, emeğine sağlık :)
Kahve kokulu öpücükler ♡

MİM #2 | UYARLAMACA

Elifim beni ikinci defa mimledi :) 
İlk mim soruları çok eğlenceliydi! Zevkle cevapladım. Şimdi pek bi güzel konu hakkında hazırlanmış sorular var önümde. Öncelikle daveti için biricikime teşekkür ediyorum sonra da başlıyorum cevaplamaya :) Elif'in cevaplarını zevkle okuyacağınızdan eminim :) Buyrun Tık-tık


1) Uyarlama dizi/film seyretmeyi sever misiniz? Ne sıklıkta uyarlama dizi/film seyredersiniz?
Pek sevmem maalesef. Bunun nedeni ise önce kitabı okuyup sonra uyarlamasını izlemem olabilir. Genel anlamıyla baktığımda okuduğum kitapları hayalimde kendimce uyarlamışımdır ben. İzlediğim uyarlamalar hayallerimdekiyle uyuşmuyorsa şayet üzülüyorum. Zira çok fazla etkilendiğim bir kitap benim için yeni dünyalara kapı aralamış oluyor ve uyarlamanın bu kapıyı kapatması söz konusu, çoğu zaman. İşte bu yüzden minik bir tavsiye, önce uyarlamayı izleyin. Sonra kitabı okuyun. Ya da iyisi mi uyarmaları izleyip hayallerinizin sınırlarını kısıtlamayın ve kendi hayal gücünüzle yeni sınırlar çizin :)




2)Şu zamana kadar en sevdiğiniz ya da başarılı bulduğunuz uyarlama film hangisiydi? Cevabı neye göre verdiniz?
Uçurtma avcısı! Başarılı bulmamın sebebi filmin kalitesinden ya da işlenişinden değil. Konusu...
Bir çocuğun hayatını, masumiyetini ve hayallerini neden kirletirler ki?
İçimde bir yer öylesine acımıştı izlerken. Ve ben o acının tadını hala hissediyorum.




3)Şu zamana kadar en sevmediğiniz veya başarısız bulduğunuz, uyarlamayı yapanlara "neden yaptınız bunu neden?" diye sorduracak uyarlama film hangisiydi? Neden böyle düşünüyorsunuz?
Ben öyle çok uyarlama izleyen biri değilim ne yazık ki. O nedenle sadece belli başlı eserlerin uyarlamasını izlemişimdir. Onlardan biri de 'Şeker Portakalı'ydı. Ama hiç tat alamadım! Nefret ettim. Fazla kötüydü. Bilmiyorum neden? Belki bu kez filmin kalitesinden dolayıdır. Ya da Zeze'yi daha masum ve sevimli hayal ettiğim içindi.


4)Şu zamana kadar en sevdiğiniz veya başarılı bulduğunuz uyarlama diziyi nedenleri ile birlikte söyler misiniz?
Şüphesiz Sherlock! Bu konuda kesinlikle Elif'e katılıyorum. Adamlar yapmış arkadaş! Daha önce Sherlock uyarlaması izlememiştim. Dizisi ilkti. Ve iyi ki diyorum ilk olarak bunu izlemişim. Konuyu birebir ele alıp, kusursuz işleyen bir dizi. Her bölümde yok artık dedirtti. Harikaydı. Hemen şimdi açın izlemeye başlayın derim :)







5)Şu zamana kadar en sevmediğiniz veya başarısız bulduğunuz uyarlama diziyi nedenleri ile birlikte söyler misiniz?
Uyarlama dizi olarak sadece Sherlock'u izlediğim için bu soruya verecek bir cevabım yok :/ Bir öneriniz var ise yoruma bırakmanız beni mutlu eder :)




6)Diziye veya filme uyarlansa çok güzel olurdu, kesin izlerdim, uyarlanmasını isterdim dediğiniz bir kitap var mı?
Bence kitaplar diziye veya filme uyarlanmamalı. Benim kanaatim bu yönde. Her ne kadar seveni çok olsa da uyarlamaların, ben pek sevemiyorum. Ama dediğim gibi bunun sebebi benden kaynaklı olabilir. İlk önce kitabı oku sonra uyarlamasını izle. Hiç hoş olmuyor. Gerçi tam tersini denesem de fikrim değişmezdi :) Bırakalım kitapların güzel dünyalarını uyarlamalarla kısıtlamayalım. Çünkü bir kitap milyon tane dünya demek. Her okuyan farklı yerlere kanat çırpar. Oysa uyarlamalar herkesi aynı yere götürmekte...




İşte, benim cevaplarım :)
Sıra sende sevgili okur. Yapmadıysan eğer mim'lendin ♡

2 Mart 2017 Perşembe

İlk Kolaj Çalışmam


İlk kolaj çalışmamı sizlere sunmaktan mutluluk duyuyorum efenim :) 
Bildiğiniz üzere bir kartpostallaşma etkinliği düzenledim. Etkinlikte eşleştiğim cânım Nermin, ve bir de katılanlar arasından kura ile seçtiğim cânım Ablam için bu zarflar ♡






Bu kolajlama işi harika bir şey! Ben yaparken çok eğlendim. Ama tabi biraz zamanımı aldı. Neyi nereye koysam, bu buraya uydu mu? Yok yok bu burada olmasın. Şunu da şuraya alayım. Bakayım, heh! Şimdi oldu sanırım. :D
Daha neler neler.
 Ama olsundu, kağıtlarla haşır neşir olmak, bantların içinde kaybolmak ve emek vermek sevdiğin birine... Paha biçilemez güzellikte bir şey.
Ben bunları çok sevdim. Ve bende ilk olmaları hasebiyle önemli bir yere sahipler :) İlkler ama son da olmayacaklar ♡ 

Umuyorum sahipleri de beğenir ^^
Gününüz mübarek olsun ♡ Cumanın güzelliği peşinizi bırakmasın :) 
Sevgiler.

Onarıl-a-mayan Kırıklar









Nedir bu onarıl-a-mayan kırıklar?
Sıradan bir kol ya da ayak kırığı gibi bir şey mi? 
Sanmam! 

Kırılan bir kalp bir gönül ise şayet onarıl-a-maz. Onun dışındaki tüm kırıkların onarılması mümkün Allah'ın izniyle. Ama gerçekten, ağızdan öylesine çıkan sözlerin bir kalbi ne denli yaraladığı pek mühim ve üzerinde özellikle durulması gereken bir mesele. Demeyin ki onun da çaresi var, bir hediye bir çift güzel sözle onarılması mümkündür. Değildir efendim. Açık net! Kendimizi kandırmayalım.

Nasıl bu kadar emin olabilirsin diye mi soruyorsunuz. Buyrun cevabı;

Ben de bunun -onarım eyleminin- imkansızlığını kırdığım kalplerden değil kırılan kalbimden öğrendim. Kırdılar kalbimi evet. Gönlümü darmadağın ettiler. Sonra da hiçbir şey olmamışcasına devam ettiler. Mühim değil. Ben buna kendim için göz yumarım. Yumdum da. Ama bir başkasına bunu yaşatmaktan korkuyorum. Kim bilir kaç kalp kırdım düşüncesi çıkmıyor şu sıralar aklımdan. 
Demeyin ki ne yaşadı da böyle büyük laflar ediyor. Bir söz, ufak bir hareket yetiyor insan kalbini hırpalamaya...


Mesela diyorum, güzel bir hediye hazırlasam kalbini kırdığım herkese. Gönül alsam. Bir umut onarılma belirtisi gösterse kırdığım kalpler, bozguna uğrattığım gönüller. Sonra da diyorum ki, kandırma kendini Ayşenur. Kalp kırmanın hediyesi mi olur! Olmaz pek tabii. Dedim ya öyle kolay bir mesele değil bu. 


Lakin pes edip o kalbi öylece bırakmak da olmaz. 
Bunun için özel çaba sarf etmeli.
Evvela kirlenen kalplerimizi temizlemekle başlamalıyız. Zira bir söz bir düşünce insanın kalbinden doğar. Hal böyle olunca kire günaha bulanmış kalpten nasıl güzel sözler beklenir? Sorarım size, var mıdır günaha bulanmış sözün ve düşüncenin telafisi? Sanmam. Telafi ettik sanarız sadece. Yoksa o kalp o izi hep taşır. Ama bilmeyiz ki o kalpte Allah var. Der ya Yunus Emre Hazretleri,



"Gönül Çalabın (ALLAH) tahtı, Çalap gönüle baktı

İki cihan bedbahtı, kim bir gönül yıkar ise"



Kalp temizlendi mi sıra dile geliyor. Kalpten doğanların çıkacağı yer. Kilit nokta! 
Dilimize sahip olduk mu yıkım değil nice inşalar gerçekleştiririz. Dil güzel şeyler söylemeli. Odur onun vazifesi. Peygamberimiz Efendimiz buyuruyor ki,



"Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin ya da sussun!"


Kalp ve dilden sonra, ilim zırhını kuşanmak gerek! İlimsiz insan yılan misalidir. Isırır ve zehirler...
Tehlike büyük, tehlike yakın. Bu tahribattan en hafif hasarla çıkabilmek adına tüm bunları idrak etmek ve özümseyerek hayatımıza tatbik etmemiz gerekiyor. Sebebiyet verdiğimiz yahut verme potansiyeli içinde olduğumuz her an zarardayız. Sözün özü,


"İncitme sen kimseyi, kimseye incinme hem 

Güler yüzlü tatlı dil, her ağzın balı ol.
.
.
.
Güneş gibi şefkatli, yer gibi tevazulu 

Su gibi sehavetli, merhametle dolu ol."

Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi



Bir de dua bırakıyorum kalplere şifa,

Ey işlere hükmedip gören, gönüllere şifa bahşeden!
Denizleri birbirine karıştırmayıp aralarını ayırdığın gibi beni de cehennem azabından, helâka götüren çağrıdan ve kabirler fitnesinden koru.

Vesselam.

19 Şubat 2017 Pazar

Kartpostallaşma Etkinliği Eşleşmeleri :)

"Sevgili Dost, 
Elini nabzına götür."

Zira biraz sonra yeni anılar dolduracaksın heybene :)
Güzel bir kart alacaksın hiç tanımadığın birinden.
Postacı yolu bekleyeceksin heyecanla ve yeni umutlarla.
Yeni bir dünya keşfedeceksin.
.
.
.

Uzar gider bu satırlar. Ben çok heyecanlıyım a dostlar! İlk defa bir etkinlik gerçekleştiriyor olmanın verdiği bir heyecan olmanın yanında -ve en güzeli- yeni insanlar tanıyacak, anılarıma yenisini ekleyecek olmamın da heyecanı aynı zamanda :) Etkinlik süresini çok fazla uzatmak istemedim. Malum okulların yoğunluğu giderek artmakta. O tempoda zor olacağı düşüncesiyle hareket ettim. Umuyorum kısa zamanlı olmuş olması sizi rahatsız etmez :)

Bu arada bir de haberim var sizlere! Güzelim etkinliği güzel değerlendirmek istiyorum. Bu bağlamda, normal eşleşmeleri gerçekleştirdikten sonra aranızdan bir kişiyi kurayla çekip kendisine bir kart da ben göndereceğim. Keşke her birinize birer tane kart gönderebilsem...Her birinizle bir bağ kurabilsem bu vesileyle.
Belki diyorum, o da olur bir gün, inşaAllah :)

Gelelim eşleşmelere;





*Soslu Badem  (soslubadem@gmail.com) - Yusuf Arslan









*Beyda'nın Kitaplığı (beydaninkitapligi@gmail.com) - Değmesin Yağlı Boya (degmesinyagliboya@gmail.com)



Aranızdan kart göndereceğim kişi ise,


-Değmesin Yağlı Boya :)

Kartlarınızı çok geciktirmeden göndermenizi rica ediyorum :)
Katılımınızla beni mutlu ettiniz. Çok teşekkür ediyorum.
Bir başka etkinlikte görüşmek üzere.
Dotça'kalın :)

14 Şubat 2017 Salı

Döngü






Bu sabah annemin "Uyan hadi! Bak kar yağıyor" nidalarıyla açtım gözlerimi. Kar kelimesini duyar duymaz pencereye yöneldim. Nasıl seviyorum siz düşünün :) Aslında sonbahardır en sevdiğim mevsim ama kışın da karını severim. Her kış mutlaka kartopu savaşı yaparız kardeşim ve mahalle takımıyla :D Aslında bu yılki kotamızı doldurmuş olsak da karın çokça yağmasını, yerleri doldurmasını ve akşama bir savaş daha gerçekleştirmeyi çok istedim sabah usul usul düşen kar tanelerini görünce. Lakin gelin görün ki kar taneleri yerini güneşe bıraktı ve usulca terk etti buraları. Olsundu. Kısa da olsa eşlik ettiler bana okuldan eve dönüş yolunda. Kimisi çok minnak, kimisi büyüklüğüne rağmen mütevazi bir süzülüşle bıraktılar kendilerini yere. İmkan olsa da her gün bir saatcik izleyebilsek.

Kar demişken...Birkaç mektubumu kar tanelerinin eşliğinde yazmışlığım da vardır benim. Mektup yazmaya ara verip, ellerimi o muazzam taneciklerle buluşturmuşluğum... Yenilenmiş bir ruh haliyle dönmüşlüğüm mektubun başına.

Kar yağdı mı içimi bir çocuk sevinci kaplar benim. Ve gün boyu, bazen de günlerce, içimde bir yerlerde korur kendini. Bir yer bulur kendine... Çünkü bilirim ki ben koruyamam onu içimde. İyisi mi kendi işini kendi görsün de hiç değilse birkaç gün konaklasın içimde bir yerlerde. Ama biz çok iyi anlaşırız sevincimle. O bana güzellikler sunar ben de yoldaş olurum ona. İşte böyle geçiverir bir iki gün...

Sonra... Sonra ne mi olur?
O güzelim çocuksu sevinci güzelliklerle uğurlarım içimden, Hüzün alır yerini. Bana en çok yakışan... Birlikte pek bir uyumlu olduğumuz...Ama alıştırmam onu kendime. Çünkü bilirim ki o da gidecek. Sevincin gelmesi yakınlaştı mı onu da yolcu ederim. Büyük bir heyecanla... Uzun zamandır beni bekleten ve özlemim olan sevincedir bu heyecan. Çocuksu olanına.

Bu bir döngü aslında. Herkesin dönem dönem içine girdiği bir döngü...Kiminin döngüsü hızlı kimininki usul usul ilerler. Kiminin de duruvermiş...
Gayet tabii, bir o kadar da yorucu olan bu döngü hayatın bir parçası. Bir şekilde yolumuz düşer. Öyle ya da böyle çıkıverir karşımıza.

Cânım okur,
Bu döngünün içinde olduğunu unutma. Ve her daim temkinli ol. Sakın ha! Seni enine boyuna hırpalamasına ve de -derler ya fazla sevincin getirisi olan- ağlatmasına izin verme. Bu döngüden galip çıkan sen ol!
Dik dur!
Ve her ne gelirse gelsin karşısında güçlü olmayı bil.
Bil ki gelen her şey Rab'dendir.
O ne verirse bir sebep uğrunadır.
Lütfu da hoştur, kahrı da....

Selam ve dua ile,
Sevgiler...


11 Şubat 2017 Cumartesi

Sev-mek / Muhabbet





Muhabbet... 
Ne güzel şeydir kıymetini bilene. 
Kıymetlidir sevgi.
Sevmek, güzel duygular beslemek, bir gönülde kendine yer bulmak, gönlüne girilmesine izin vermek...
Kimi zaman bir insana beslenir bu muhabbet, kimi zaman başka bir canlıya, kimi zaman da sana verilen bir nimete. 
Misal ben çok şeye muhabbet besliyorum. 
Pencere önüne konan bir güvercine, yaprak döken bir ağaca, kalbi güzel bir dosta, bazen bir zarfa, başımı kaldırdığımda özenle dizilmiş yıldızlara, gözümden süzülen bir damla yaşa, yaşlılık belirtisi olan buruşuk ellere, bir çocuğun gülüşüne...


Sevilmek ister insan. O muhabbeti iliklerine kadar hissetmek... Yo hayır, sandığınız gibi bir beşer tarafından sevilmek değil bahsettiğim. Hakikat olan sevgi.  Muhabbetin anlamını tam olarak karşılayanı... Allah ve Rasûlünün sevgisi. Zaten beşer sevmeyi beceremez. Bilemez neyi nasıl sevmesi gerektiğini. Ondan değil midir bunca kırık kalbin ortalarda kayıp misali dolaşıyor olması. 


İnsan severken en güzelin rızasını gözetmeli daima. Bilincinde olmalı, yürekten hissetmeli. Öylesine gelişi güzel sevmemeli. Sevdim mi tam sevmeli, sevdiği şeyde O'nu görmeli. Değil midir ki Züleyha'nın sevmesi onlardan biri. Hidayet nasip oldu. Leyla ve Mecnun hakeza...Demek ki neymiş,
Rıza!


Muhabbetin güzelliğine dair ufak bir anlatı bırakıyorum buraya,

Serdar Tuncer abimiz anlatıyor; 
"Çay nasıl demlenir?
Önce çay demleyecek kişi güzel bir abdest alacak. Mutfağın kapısına gelecek, yirmibeş 'Estağfurullah' çekecek. İbadetten önce Evliya-ı Kirâm'ın yaptığı gibi. Kalbinden niyet edecek. Niyet ettim Allah rızası için çay demlemeye... 'Bismillah' deyip sağ ayakla mutfağa girecek. Suyu doldururken 'Allahumme Salli Ala Seyyidina Muhammed' diyecek. Çay atarken 'Fatıma anamızın eli olsun' diyecek. Ateşi yakarken 'şu ateşin suyu kaynattığı gibi kalbimizi de aşkının ateşiyle pişir Ya Rabbi' diye niyaz edecek. Çayı doldururken iki kişiye ikram edecekse üçüncü bir boş bardak daha koyacak oraya. O da Sevgili için. Belki gelir... Gelmese de muhabbetini gönderir."
*
*
"Öbür türlü demlersen, adam çay içer. Ama böyle demlersen, muhabbet içer."




"Muhabbet her gönle tenezzül etmez" diyor sohbetinde Serdar Tuncer ağabey. Acaba diyorum ben bunca sevmelerime rağmen o gönüllerden biri olabilir miyim? Bunu düşünmekten alamıyorum kendimi. Ya ben de muhabbetin tenezzül etmediği gönüllerdensem? Allah muhafaza. 

Mühim mesele muhabbet. Bir o kadar derin, şüphe barındırmayan. Sevelim a dostlar. Karşılık beklemeden, kin ve nefret barındırmadan ve en önemlisi de O'nun rızasını es geçmeden. Sev-mek eylemini güzelleştiren de budur bence. 

Sevmelerimiz Allah'ın rızasıyla, karşılık beklemeksizin, içten -taa derinden- ve güzelliklerle dolu olsun sevgili okur. Sizleri seviyorum. Çoook seviyorum. Allah rızası için seviyorum. Yetmez mi? :)

Bir de şiir bırakıyorum, size ve geceye...


"Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, 
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte 



yani yürekte."


Sevgiler,
Dostça-kalın.

10 Şubat 2017 Cuma

MİM / AKLIMDA DELİ SORULAR

Yine ben!
 Bu sıralar kararlılıkla yazmaya çalışıyorum buraya :)
Bu beni çok mutlu ediyor.
Her neyse gelelim yazının en güzel kısmına :)
Canım Elif beni mimledi! Bu benim ilk mimlenmem. Bu yüzden acemiliğimi sezebilirsiniz. Lütfen çaktırmayın :D
Haydi,başlayalım mı?!



1)Almaktan asla vazgeçemeyeceğin bir şey var mı?
Bu sorunun cevabı çoğunuz için - Elif'in de dediği gibi - çikolata olabilir. Lakin ben aynı şeyi söyleyemeyeceğim :/ Benim almaktan vazgeçemediğim ve hep de öyle olacak şey kalem. Kalemleri pek bi severim. Çok fazla.






2)Büyük, kocaman bir acı hissettiniz mi?
Bu büyük, kocaman acının tek müsebbibi serçe parmak mı sizce de? Düşündüm de, kesinlikle büyük, dev kadar bir acısı var bunun.  Yok yok, bundan daha büyük acılar da mevcut ne yazık ki... Lakin iç karartmaya ne hacet! Sadece şunu söyleyebilirim, en büyük acınız serçe parmak acısı olsun.




3)Altın günlerine dair korkunç bir anın var mı?
Altın günlerinden nefret ederim! Nedeni çocuklar değil, gereksizliği :D 
Çocuklar benim için sıkıntı olmadı hiçbir zaman. Çünküsü pek severim onlarla oynamayı :) Korkunç değil sevimli anılarım var o yüzden :D



4)Özel bir yeteneğin olsa ne olmasını isterdin?
Sanırım uçmayı isterdim :) Bulutlara dokunmak için isterdim bunu da...Şükrü Erbaş'ın da dediği gibi, Gözlerimle değil dudaklarımla...



5)"Etraf ne der" diye düşünmeden hareket edebilir misin?
"El alem ne der sözü kadar duvarları yüksek bir hapishane var mı?"
Bu sözün kime ait olduğunu bilmiyorum ama tam olarak bize söylenmiş bir söz! Üzülerek söylüyorum ki ben de çoğu zaman bu hapishanenin duvarlarına tosluyorum.



6)Hangi mevsimi seversin?
Kesinlikle sonbahar! Kışın yazı, yazın da kışı özlesem bile zaman zaman, sonbaharı severim ben. En çok onu severim. Yaprakların süzülerek yere düşmesini izlemeyi severim ben. Severim işte, sonbahar neticede...



7)Blog yazmak sana ne kattı?
Çok şey... Parmaklarıma özgürlük, kalbime kanat, keseme güzel anılar...




8)En sevdiğin dizi, film, animasyon ve kitap hangileri?
Diziyi ikiye ayırmak istiyorum. İlki Yunus Emre dizisi. İkincisi de elbette Sherlock :) Bayılarak izledim her ikisini de. 
En sevdiğim/seveceğim filmi henüz izlemedim ne yazık ki. Varsa benim için tavsiyeniz, mutlu olurum benimle paylaşmanıza :)
Animasyon kesinlikle Totoro :)
Kitap ise Şeker Portakalı. Zeze beni çok etkilemişti. Ahh Zeze...




9)Düşlediğin hayatı yaşayabildin mi?
Elif'e katılıyorum bu konuda. Gönlümüzce kurduğumuz hayaller yetmez mi? Hiç şüphesiz yeter!




10)Gece yarısı uyanıp sevdiğiniz birinin nefesini dinlediniz mi?
Babamın horlama sesi kalp ben :D 




Benim cevaplarım bunlardı :) Umarım okurken sıkmamışımdır sizleri. Ben çok eğlendim. Davetin için teşekkürler Elifcim :)
Başka bir mimde görüşmek üzere.
Dostça-kalın.


9 Şubat 2017 Perşembe

KARTPOSTALLAŞMA ETKİNLİĞİ

ETKİNLİĞİME HOŞGELDİNİZ :)







Herkese yeniden merhaba :)
İlk defa bir etkinlik yapıyor olmanın vermiş olduğu heyecan ve mutlulukla bildiriyorum sizlere... Etkinliğin detaylarına girmeden önce boğuma yeni gelenlere bi hoşgeldiniz demek istiyorum :)
Hoşgeldiniz, güzellikler getirdiniz. Umuyorum güzel bağlar kurup minik bir aile olabiliriz burada :) Birbirimizle paylaşabileceğimiz çok şeyimiz var diye düşünüyorum. Sağolasınız vâr olasınız. Her daim...



Eveeet! Şimdi etkinliğin detaylarına gelebiliriz :)
Aslında hiç aklımda olan bir şey değildi. Dün fotoğraflarımı kurcalarken ne de güzel anılar biriktirmişim diye geçirdim içimden. Çok şükür.
Daha önce kimseye kart attığınız oldu mu? Yahut bir mektup yazdığınız?
Eğer tattınız ise o duyguyu bilirsiniz nasıl güzel olduğunu. Hele ki gelmesini beklemek... Tarif edilemez bir heyecan ve sabırsızlık. Her bir şeyi güzel yahu! Daha ne diyeyim ki ben.



Her neyse daha sonra fotoğraflardan birini instagramda paylaşmak istedim. (Tam olarak yukardaki fotoğraf ) O sırada aklıma düştü bu güzelim etkinlik. Anılara yenisini eklemek için sıvadım kolları :) Çok kalabalık bir katılım gerçekleşeceğini düşünmüyorum, zira çok fazla kişiye ulaşacak bir kitleye sahip değilim. Ancak sizlerin de bu güzel, nostaljik etkinlikten haberdar etmek istediğiniz çevreniz var ise şayet bloğunuzda yahut diğer sosyal medya hesaplarınızdan bu etkinliği duyurmanız beni çok mutlu edecektir :) Ve tabii onları da :)
Ben herkesin bu güzel duyguyu hayatında en az bir kere tatmasını çok isterim ^^
Gerçekten tarif edilemez bir güzelliği ve yıllar sonra anıp hatırlayacağınız bir hatırası oluyor.

Haydi! Başlayalım bir yerlerden ^^

Şimdi, gelelim şartlara;
●Aşağıya katılmak istediğinizi belirten bir yorum bırakın ve eşleştirmeler açıklandıktan sonra partnerinizin size ulaşmasını kolaylaştıracak bir mail ya da aktif sosyal medya hesabınızı da yoruma iliştiriverin.

İşte bu kadarcık!
Umarım hayal ettiğim gibi güzel bir etkinlik gerçekleştirmiş olurum.  Ve umuyorum hepimiz mutlu olabilelim :)
Sevgiler ♡


7 Şubat 2017 Salı

Yaz-mak









Benim minik dünyamın güzel sakinleri,
Sizlerle bir iki kelam etmeye geldim :)
Evvela nasılsınız onu deyiverin... Umuyorum haliniz keyfiniz yerindedir. Malum okullara bir ay kadar ara vermiştik. Ve tatil bitti, dünden itibaren maraton başlamış bulunmakta. Tatili dolu dolu geçirmek için öncesinde büssürü planlar yapıp hayaller kurmuştum. Bir çoğunu yapmaya ,gerçekleştirmeye, fırsat buldumsa da yapamadıklarım hâlâ aklımın bir köşesinde. Tatilin bitmişliği onları sadece bir rafa kaldırdı. Ve ben onlara yenilerini ekleyerek gelecek tatilde rafa kaldırmaksızın yapmayı umuyorum.  Üzerimdeki tembelliği ve ağırlığı atmış bir şekilde karşılarsam şayet...
Her neyse gelelim başlıktaki konuya.
Yaz-mak...
Ne ifade ediyor sizin için? Çok merak ediyorum.
Bu konu hakkında birçok kişiyle konuşmak ve 'yaz-mak'la ilgili düşüncelerini öğrenmeyi çok istiyorum. Zira bu konu benim ilgimi cezbediyor. Ne kadar da güzel bir şey insanın yazabiliyor olması. Uzun ya da kısa, güzel yahut çirkin, okunası ya da değil, öyle ya da böyle...
 Ne fark eder ki. Yazabiliyorsan eğer sadece yaz. Öylesine. Gelişigüzel...
Tıpkı benim burada yaptığım gibi :) Ben bu gücü kendimde bulamıyordum açıkçası. Ta ki bir derginin üniversitemizde gerçekleştirdiği konferansa katılana kadar. Konferansta çok güzel ifadelere yer verildi. Birebir benzeri olmasa da aklımda kalan kadarını aktarmak istiyorum sizlere.
" Yazın! Yazdıklarınızı okuyun, sonra silin yahut yırtıp atın. Sonra tekrar yazın. Aynı döngüyü sürdürün. Ve emin olun ki her yazdığınız yazı bir öncekinden çok daha güzeldi. Ne olursa olsun yazmaktan vazgeçmeyin. Yazmaya ve bu döngüyü sürdürmeye devam edin! "
İşte! Benim güç bulduğum konuşma... O günden sonra karar verdim. Yazmak için, gerçekten yazabiliyor olmak için hergün bir satır dahi olsa bir şeyler karalayacağım. Hergün olmasa da zaten yazıyordum. Lakin yazdıklarımı beğenmeyip devamını getirmiyordum. Tam olarak burada hata yaptığımı anlayınca da parmaklara kuvvet kaleme sarılmaya başladım.
Buraya yazıyorum kimi zaman. Başka zaman sıradan bir kağıda, bir başka zaman bir dosta mektup oluveriyor yazdıklarım, kimi zaman da bir kitabın satırlarına eşlik ediyor.
İşte benim 'yaz-mak' lı serüvenim. Öyle ya da böyle yazıyorum dostlar. İçimi gelişigüzel döküveriyorum kağıtlara. Üzerinde naif serçelerin olduğu bir kalem eşliğinde. Bazen de bir fon müziği eşlik ediyor bize. Yazdıklarım fona söz oluveriyor hiç çekinmeden. Bense aralarındaki uyumsuzluğu görmezden gelerek devam ediyorum yazmaya.
Yaa işte,
Yazıyorum, öyle ya da böyle, güzel yahut çirkin, okunası ya da değil...
Sevgili okur,
Sen de başla bir yerlerden. Ve bana da yaz mutlaka...
Sevgiler, benden...

7 Ocak 2017 Cumartesi

Yeni Kitabım ♡


İslâmın Dirilişi
Herkese merhaba, 
Buraları nadiren yokluyor olsam da çok özledim. Uzun zaman oldu her zamanki gibi ve buraları kafa dağıtmak için kullananlardan oldum sanırım.
 İçinde fırtınalar esen, bir yanı buruk bir yanı ufak mutluluklar barındıran başka bir yanı yorgun, ama her daim umudu içinde barındıran bir halet-i ruhiyeye sahibim. E bu gibi durumlarda da tek sığınağı kitap olur insanın. Kitaplar...
En azından benim için öyleler.
Sizce de bu gibi durumlarda insanın en güzel sığınağı kitaplar olmuyor mu? 

Bu gece de yorulan ruhumu dinlendirmek için kitabıma sarıldım. Kitabı elime almadan önce de bir iki not düşmek istedim buralara. Kitabımdan bahsedeyim sizlere ve ufaktan kaçayım :) 

Bugün bir arkadaşımdan hediye gelen bu kitap Yusuf Kaplan hocanın tavsiye etmiş olduğu kitapların da ilki aynı zamanda. Bu listeyi not ettim defterime. Hepsini sırasıyla okumak ve en güzel şekilde istifade etmek istiyorum :) Sonucunda da sayın Kaplan hocanın "Önümüzü açacak bir öncü kuşak için" ifadesinin içerisinde yer almak istiyorum. O kadar güzel hedef ve umutlar aşılıyor ki yazdıkları bir an önce okuyup netice almayı bekliyor insan. Umarım kitapların güzellikleri bizlerde vücut bulur. 
Sizler de bu kitapların listesine ulaşmak isterseniz şuraya linkini bırakıyorum Tık-tık 
Hayırlı ve huzur dolu bir gece diliyorum. Huzuru kitaplarda bulduğunuz bir gece...
Sevgiler 



8 Ağustos 2016 Pazartesi

EN GÜZEL ANILARIM~


    Güzel anılar,güzel dostluklar ve daha nice güzellikler... Biriktirdim. En güzel şekilde. Bazen mutluluk, bazen yorgunluk ve bazen de kırgınlıklar paylaştık. Her biri ince ince işlendi yüreğime. Kimi zaman paylaşmak istemedim kırgınlıklarımı, kırılmasınlar diye sırf. Yorulmasınlar diye yansıtmadım yorgunluğumu. Ve çabuk bıkmasınlar istedim benden ki bundandı tüm bunları saklamam. Belki yanlış belki doğru... Hiçbir yere gitmesinler, hep var olsunlar istiyorum. Neden bu denli bağlandığımı merak edenlere birkaç cümleyle izah etmeye çalışayım. 
     Öyle ki çoğu kere kirlenmiş olarak nitelendirilen şu " yalan " dünyada samimiyetlerini 'ta şuramda' ( kalbimde, gönlümde, herbir zerremde aslında ) hissettiğim kişiler onlar. Bir an dost, bir an kardeş, bir an abla, bir an sırdaş, bir an yoldaş ( ki keşke refik oldukları gibi birlikte bir tarik'e de çıkabilseydik ) Ve çoğunlukta "hepsini birden" yine ta şuramda hissettiklerim. Güzel insanlar, güzel yürekler... Her birinin yeri çok farklı benim için. Çok kıymetli...
    Kimi dünyaları sığdırıyor mektubuna, kimi yanıma kadar geliyor gönderdikleriyle. 
    Böyle güzel böyle içten bir şey. Nasıl anlatılır bilmem ki...
    Hepsine kocaman sevgilerimi gönderiyorum buradan. Var olsunlar. Hayırla geldiler, hayırlar güzellikler getirdiler. Rabbim muhabbetimizi artırsın inşaAllah.
 Gelelim bu yazın mektuplarına - kartpostallarına :) 

                                                        GÖNDERDİKLERİM 

MALEZYA yolcusu;



 GÜNEY KORE yolcuları;







 GEBZE yolcusu;



 İKİNCİ Bİ MALEZYA yolcusu;






 ELAZIĞ yolcuları;






Bu da İSTANBUL yolcusuydu;






GELENLER


ELAZIĞ'dan;





İSTANBUL'dan




Bu da Sevgili Heybemdekihuzur tarafından "Kartpostallaşma etkinliği" çerçevesinde bana gelen kartpostal;


Ve bu da çok kıymetli Deniz ablamdan ( Bize Her Yer Okul ) gelen dünyalar güzeli kart. Aslında bu kart onun vesilesiyle dört güzel kalbin benim için seçip gönderdiği bir kart. Deniz abla umarım alınmazsın böyle yazıyorum diye :( Kısaca şunu söyleyeceğim, aldığım en güzel, en değerli kartpostal ve bayram kartıydı. Üzerindeki notu okurken gözlerimin dolduğunu da itiraf etmeliyim. Zira ne kadar kıymetli olduğunu ifade edecek bir kelime bulamıyorum. 



Benim güzel anılarıma okuyarak ve görerek şahit olduğunuz için teşekkür ederim :) Umarım daha nicelerini burada paylaşmak nasip olur.  Sevgiyle ve huzurla kalın...