6 Ocak 2018 Cumartesi

Hobisel Şeyler

Heyyo! 
Bu girişin elbette bir sebebi var. Ki o da sınavların bitmiş olmasından dolayı içimde beliren mutluluk. 
Acaba bir ben miyim şu sınavların bitmiş oluşuna çok çok sevinen :D 
Okul bittiğinde özlemeyeceğim tek şey sınavlar olacak. Kesinlikle ve hiç şüphesiz ♡
Neyse daha fazla sınavdan söz edip mutluluğumuza gölge düşürmeyelim :D




Son bir -daha fazla da olabilir, bilemiyorum - yıldır penye ip çılgınlığıdır gidiyor. Muhakkak görmüşsünüzdür. Ben de bu çılgınlığa -her şeyde olduğu gibi!-katılıverdim.
Örmeyi çok seviyorum. Elime geçen her ipi değerlendirmeye çalışıyorum. İnce kalın dinlemeden hunharca örüyorum. Bir ara da amigurumi olayına fena sarmıştım. Deliler gibi model çözmeye çalışırdım. Ör sök ör sök...
Penye ip olayına gelecek olursak, kalın bir ip olduğu için diğer iplere nazaran daha çabuk ürüyor eldeki iş. Ee hal böyle olunca kısa sürede birçok şey örülmüş oluyor. Benimkide o hesap. Ne gördümse ördüm, çabuk ürüyor ya :D

Yukarda görmüş olduğunuz kalemlik ve nicesi su kuyusu niyetiyle satıldı elhamdulillah. Birçok gönle tebessüm olabilmek niyetiyle üretiyor olmak, en güzeli bu olsa gerek ♡



Bu çantayı kardeşim için ördüm, ilk çantam. Acemi işi oldu biraz. 



Bu iki el çantası da hediye idi. Biri arkadaşıma, diğeri komşumuza :)


Bu masa düzenleyici -evet bu ismi ona ben vermiş olabilirim, ama neyi eksik diğer masa düzenleyicilerden :D - ve de kalemlik de halihazırda benim kullandıklarım. 

Emek verdiğim her şeyi severek yapmaya çalışıyorum. Seviyorum.
Sevginin gücüne inanın!

Velhasıl neymiş, abartmayı seviyormuşum.





4 Ocak 2018 Perşembe

Bazı Şeyler Yürekle Sezilir ❤



"Bazı şeyler yürekle sezilir."



Yüreğimin böyle bir marifeti olduğunu bilmezdim. Ta ki güzel insanlar hayatıma girene kadar. Yüreğime bu sezgiyi yerleştiren güzel insanlardan biri de, blog mecrasında tanış olduğum, sevdiğim, çok çok sevdiğim Ablam KiremitHanem ❤ 

Bir yazıma "Sana ufak bir paket gönderdim" şeklinde bir yorum bırakmıştı. 
Bir mektup, bir kart... Her ne olursa olsun çok mutlu olacaktım, biliyordum. Zira yeri bende çok farklı ablamın. İçtenliği ve samimiyeti öyle güzel sirayet etti ki kalbime, çokça seviyorum onu. Garipsemeyin hemen yahu! İnsan hiç görmediği, yüz yüze yahut telefonda görüşmediği birini pek tabii sevebilir. Ben mesela, seviyorum. Nadirdir böyle sevilebilecek insanlar. Nadirliğinden ötürü de buldu mu kaybetmek istemezsin. İşte öyle bir şey.

Beni yazmam için destekleyen ve teşvik eden nadirlikte de bir insan kendisi. 
Siz söyleyin, nasıl sevilmez, nasıl sezilmez güzelliği, samimiyeti, sevgisi...

Ve işte,
Kendisi küçük, mutluluğu büyük olan kutu;











Yüreği güzel ablam,
Mesafelere aldırış etmeden kalbime dokunduğun için çok teşekkür ediyorum. Seninle yollarımızı birleştiren Rabbe sonsuz şükürler olsun.

Dualarımdasın inşaAllah;
Güzelliğin daha çok insana ulaşsın için, 
Aramızdaki muhabbet daim olsun için,
Ve en çok da Rabbim sana cennet kapılarını aralasın için...

Sevgiler 








23 Aralık 2017 Cumartesi

MİM / Yeni Bir Yıla Yaklaşırken






Sevgili  Her Çocuk Ayrı Bir Dünya bloğunun sahibesi Betül beni bir mim etkinliğine davet etmişti. Katılmak ve cevaplamak için bu kadar geç kaldığım için özür diliyorum cânım Betül ❤ 

Kısa ve öz iki soru hazırlamış. Kendisinin cevaplarını okumak için buyrun Tık-tık

Benim cevaplarım içinse buyrun,

Yeni yılda hayatınızla ilgili neleri düzene sokmak istersiniz?


Geride bırakmak üzere olduğumuz koskoca bir yıl var. Geçip giden. Öyle ya da böyle...
Geride kalan diğer tüm yıllar gibi. Herkes önceki yılı telafi etmek yahut geleceğini daha iyi geçirmek adına bir takım planlar ve programlar yapıyor. Bunların ne kadarını uygulayabildiğimiz hususuna değinmeyeceğim. Zira herkes için farklılık gösteren bir nokta bu. Buna binaen, hayatımla ilgili neleri düzene sokmak istiyorum diye düşündüğümde sadece birkaç mesele geldi aklıma. Çünkü ben de plan ve program yapıp pek de fazla uyamayanlardanım ne yazık ki! O birkaç meselenin ilki,

-Düzenli bir şekilde kitap okumaları yapmak
Roman değil, onun okumalarını her türlü yapıyorum çok şükür. Daha çok müstakil eser okumaları yapmak istiyorum. ( Tefsir, hadis ve fıkıh alanında ) Düzenli bir şekilde, plan ve program dahilinde, ve dahi istikrarlı...

Diğeri ise;
-Günlük tutmak,
Evet evet, bildiğiniz günlük tutmak. Hani küçükken çok büyük bir merak ve heyecanla yazdığımız o günlüklerden :) Her gün bir satır da olsa yazmak istiyorum. İlerde okumak, anımsamak ve hatırlamak istiyorum. Hayatımın böyle bir düzenlemeye ihtiyacı var.

Hangi hayallerinizi gerçekleştirmek için adımlarda bulunursunuz ?

Bilenler bilir, Elifimin düzenlediği #20'denönce20 etkinliği dahilinde yirmi maddelik bir yapılacaklar listesi hazırlamıştım. -Bu arada hâlâ katılmayanlar varsa, buradan katılabilirsiniz. Hiçbir şey için geç değil.- 
Hazırladığım liste dahilindeki her şey hayalim aslında. Bunları gerçekleştirmek adına azimli adımlar atmak istiyorum. Bu azmi kendimde bulmak için de evvela yukarıda da bahsettiğim istikrarı elde etmem lazım. İşte benim adımlarım da bu yönde olacak inşaAllah. 

-
Güzel şeylerin ayağımıza geldiği çok olur. Lakin bizim onları görmediğimiz de...
Gelen yeni yılın getirdiği güzellikleri görebilmek duasıyla.
Sevgiler ~







3 Aralık 2017 Pazar

İnsan, Hissettikleriyle İnsandır





Din ve duygu kavramlarını bir arada kullanmak mümkün müdür? Şayet mümkünse aralarındaki münasebet neye tekabül etmektedir?


Din, insandaki manevi değerler bütünüdür. Duygu ise duyularla algılama, duyumsama anlamlarına gelmektedir. Din duygusu bu algılamanın din üzerinde nasıl gerçekleştiğini gösteren en güzel ifadedir. Dini hissetmek, hissettiğini yaşamak, yaşadığını algılamak… Ana karnındaki serüvenini tamamlamış bir insanın girmiş olduğu bir döngüdür bu.


Din duygusu, insanda doğuştan vâr olan bir duygudur. Fıtrîdir. Mevcûd olan bu duygu hakiki manasına ulaşsın diye de Allah (c.c) kullarına akıl gibi bir nimet lutfetmiştir. Aklın bilinebilmesini kalp ve uzuvlardan sadır olan davranışlara bağlayan Haris El-Muhasibi, bu davranışların yokluğuyla da kimsenin akıllı olarak nitelenemeyeceğini ifade etmektedir. Bu bağlamda söz konusu olan “akıl” bildiğimizden farklı bir mana içermektedir. İçerisinde kalbi de barındıran bir hazinedir. Aklın kalp ile hemhâl olması neticesinde insandaki din duygusu hakiki manasına yaklaşmış olmaktadır. Akıl yerini kalbe bırakır ve kalp, din duygusunun temelindeki öğretileri bilmek, anlamak ve uygulamak adına eyleme geçmektedir. Kur’an da akıl ve kalbi birbirinin yerine kullanarak bu ikisinin birbirini tamamladığını göstermektedir.


İnsan aklî ve kalbî müşahedenin sonucunda Allah’ı ve O’nun vahyini idrak etmektedir. Ve yine bu idrakin neticesinde dünyasını şekillendirmeye başlamaktadır. Bu noktada din, duygu ve akıl birbirinden ayrılmaması gereken üç önemli nimettir. Eğer ki kul, imtihana muhatap olduğunun önemini kavrar ve bu yönde bir ilerleme kaydederse bu üç nimeti kendinde bulmuş demektir. Bu kazanımı hem dünyada hem de ahret yurdunda ona kurtuluş kapılarını aralayacak mahiyettedir.


Dünyaya hem eşref-i mahlukat hem de esfele safilîn olma potansiyeliyle gelen insan, kendisine verilmiş olan din, duygu ve akıl nimetlerinin hakkını verdiği vakit yaratılmışların en şereflisi grubunda yer alacaktır. Şayet aklını kalp merhalesine çıkaramaz ve diğer iki kavramı hissederek yaşamazsa esfele safilîn dahilinde olacaktır.


Velhâsıl,


İnsan, hissettikleriyle insandır.



























9 Kasım 2017 Perşembe

Bir Kıymetli Anı


Nuri PAKDİL
#20'denonce20 
Kaldı 19


Hoşgeldin canım okur,
Vizelerin yoğunluğunu atlatıp koşup geldim buralara. Zira anlatacağım güzel şeyler var :)

Bildiğiniz üzere #20'denonce20 başlığı adı altında yapmayı istediğim 20 maddelik bir liste hazırlamıştım kıymetli Elif'imin etkinliği dahilinde. Bu maddelerin 18.si "Sevdiğim bir yazarla tanışmak"tı. Ve Allah'ın izni ile bu maddenin üstünü çizmiş bulunmaktayım :) 
Esasen tanışmayı hayal ettiğim, istediğim yazar Serdar Tuncer'di. 
Ama nasip Nuri Pakdil'e imiş. Çok iyi çok da güzel oldu. Öyle ki tesiri hâlâ üzerimde.





On altı kişilik bir arkadaş grubuyla gittik Üstad'ın ziyaretine. Üstad diyorum ama kendisine üstad denilmesine kızıyor, ve "Üstad, Necip Fazıl Kısakürek'tir!" diyor gayet ciddi bir tutumla. Haklı tabi haliyle, her ne kadar Yedi Güzel Adam'ın abisi de olsa beslendikleri kaynak Necip Fazıl Kısakürek imiş o zamanlar. Ne büyük bir nimet!

Evine gitmeden evvel onunla ilgilenen, desteğini hiçbir zaman esirgemediğini hissettiğim, Necip Evlice hoca ile tanışıp bir ön görüşme yaptık. Bize tecrübe ve deneyimleri doğrultusunda ufak bir bilgilendirme konuşması yaptı. Sorulacak sorular, konuşulacak meseleler vs. hakkında...
Yola çıkmadan evvel başlayan heyecanım bu konuşma esnasında ziyadesiyle arttı. Ofisten çıkmamıza yakın birer de kitap hediye etti Sevgili Necip hoca bizlere. Bir de ekledi, "Amaç hediyeleşme bilincini gençlerimize kazandırabilmektir" diye. Ne naif bir davranış.



Çıktık ofisten. Artan heyecanımı ellerimin soğukluğundan anlayabiliyordum. Buz kesmişlerdi!
Apartmanın kapısından girdik, dairenin kapısı çalındı. Gün içinde Nuri Pakdil'e yardım eden hanımefendi buyur etti bizleri. Önden Necip hoca, arkasından bir arkadaşım ve sonrasında ben. Hışımla girdim içeri. Salonun iki duvarı da kitaplarla doluydu. Ne bekliyordum ki zaten, "Okumadığın gün karanlıktasın" diyen kıymetli bir yazarın eviydi burası! Ruhunu, zihnini ve dahi evini aydınlık eyleyen kitaplarıymış, gördüm, bildim. Salonun hemen girişinde kendine ait bir de odası vardı. İkindi güneşi vuran, yine kitaplarla dolu, çalışma masasının da bulunduğu ufak ama içi dolu bir oda...




Geldiğimizde oradaydı. Masasına oturmuş, günlük gazete okumasını yapıyordu. Necip hoca bizim geldiğimizi söyleyerek salona kadar eşlik etti. Salonda tekli bir koltuğu vardı. Oraya oturdu. Bizler de bulduğumuz herhangi bir yere oturuverdik. Başladı sohbetimiz...
Kısa öz kendimizi tanıttık. Sonra sorular sorduk. 
Ben de "Bir Müslüman'ın Batı algısı nasıl olmalıdır?" diye sordum.
-"Efendim, Batı kültür açısından kendisini geliştirmiştir. Batı'yı putlaştırmadan bilmelidir bir Müslüman. Evvelini de bugününü de iyi algılamak lazım ki kendi gidişatımızın da farkında olabilelim." cevabını verdi. Sonra ekledi, "Batı'dan çok önemli eserler çıkmıştır. Bunları mutlaka okumalısınız. Mesela Dostoyevski. Önemli psikolojik incelemeler yapmıştır eserlerinde. Okunmalı! William Shakespeare'ın "Hamlet"i okunmalı." diye.

-
Nuri Pakdil'in bu  cevabı bana İbrahim Kalın'ın "Ben, Öteki Ve Ötesi" kitabındaki bir kısmı hatırlattı. Şöyle diyor; 
"İslam ve Batı toplumları barışçıl ve adil yaşam formülleri üzerinde düşünürken, birbirlerini ne kadar tanıdıklarının muhasebesini yapmak zorundalar. Öteki algısı, bir kişinin ve toplumun 'ben' tasavvuruna sıkı sıkıya bağlıdır.
.
.
.
Ötekine bakarken, aslında aynada kendimize bakarız."
Atlanmaması gereken önemli bir detay gerçekten! Mühim olan doğu-batı kavram ve kalıpları değildir. Evrensel hakikat tasavvurunu iyi anlamak ve yaşamaktır esas olan.
-



Soru ve muhabbet faslı bittikten sonra bahsettiğim küçük ama içi dolu odasına giderek kitaplarımızı imzalamaya başladı. Orada da muhabbetimiz ufaktan devam etti. 
İmzalarken "Kitapların imzalanacak sayfasını biriniz açsın, zor oluyor böyle" der demez yanında beliriverdim :) Her yerden çıkan bir ben! Ama iyi ki diyorum, iyi ki her yerden çıkıyorum. Böyle olmasam heybemde ne biriktirebilirdim ki şu ana kadar? Yaklaşık dört beş saatlik bir ziyaretin ardından hoş-ça geldiğimiz evden nice hoşluk ve güzelliklerle uğurlandık. 

Velhasıl;
İnşaAllah hiç unutmayacağım, kıymetli bir ânım oldu bu ziyaretle birlikte. Bıkmadan, bıktırana kadar her an herkese anlatabileceğim bir anı... Ve #20'denonce20 listemden de bir maddeyi silmiş oldum. Güzel hissettirdi. Şükür nasip edene...

Buraya kadar sabırla okuduğun için teşekkür ederim cânım okur. 
Sağ ol, vâr ol.


Ha bu arada;




bırakıyorum sizlere.

Sevgiler, Ayşenur.




















22 Eylül 2017 Cuma

Dün, Bugün, Yarın




İnsan, göçebedir. 
Dünü, bugünü ve yarını arasında... 





Zor gelir bu göçebelik. Zira sadece bedenle değildir göçebe olmak. Zihni ve gönlü de göçebedir insanın. En zoru da budur zaten. Bir insan hayatını ele alalım mesela;
Bugünü yaşar ama aklı hep dündedir. Yahut yarını düşlemekle geçmektedir bugünü. Günü yaşamaktansa düne ve yarına takılıp kalmaktadır. Kalbi, zihni, düşünceleri ve duyguları...
Ya pişmandır dün yaptıklarından dolayı ya da yarını planlamaktadır daha iyi yaşayabilmek adına. Ya keşkeler yığını arasında boğulmaktadır bugünü yaşarken yahut yarına dair planlar yapmaktadır devamlı. Oysa, bilse ki keşkelerin bir fayda sağlamadığını; yaşardı bugünü yeni bir keşke eklemeden ömrüne. Ve de yarına dair kurulan hayallerin ve yapılan planların yaşanma garantisinin olmadığını bilse, bugününü ona göre inşa ederdi.

Gün, bugündür canım okur. Gün, bugündür!

Ne dünde takılıp kalalım, ne de yarınla büsbütün meşgul edelim kafamızı. "Anı yaşa!" sözü var ya, tam da öyle.
Ama gelişigüzel değil elbette!
Bu günü dünde kalan pişmanlıklardan arındırarak ve yarına garantimizin olmadığını bilerek yaşamalı...
Durun hemen kızmayın yahu!
Size hayal kurmayın demiyorum. Demem de, bolca kuran biri olarak... Diyemem.
Kurun elbet!
Hayallere giden yolu bugün inşa etmeye başlayarak ama,
Yarın olacak mı bilmiyoruz diye de umutsuzluğa kapılmadan,
Bugünü heba etmeden,
Geçmişimizle yargılamadan kendimizi,
Gelecek için hazırlıksız koymadan bugünü...
Velhasıl;
Gün,
Bugündür...
Her şeyiyle.
Bugünümüz dünü düşünmeden geçirdiğimiz musmutlu,
Yarının telaşına düşmediğimiz huzurlu bir gün olsun her daim.



BirŞiir

BirTavsiye

BirŞarkı






19 Eylül 2017 Salı

20'DEN ÖNCE 20 / ETKİNLİK




Ertelemek;
Yitirmektir bir nevi. 
Sevinci, tatlı heyecanları, güzel anıları, beraberinde getirdiği mutlulukları...
Ama ne yitirmek! 
Telafisi olmayan, hüznü ve keşkeleri peşine takıp getiren, mutsuz bir insan bırakan geride.
Korkunç değil mi? Erteleyerek -yapacak güç ve imkan kendimizde olduğu halde- ne çok şey kaybedebileceğinin farkına bir an önce varmalı insan.
Gelin bu kayıpların birlikte önüne geçelim. Ne dersiniz, bence harika olur.





Tam da bu noktada devreye Elifim giriyor. Tüm orjinal fikirler ondan çıkıyor bana göre :) Kendisi tüm bu yitirmeleri aza indirgemek ve keşke yapsaydım dememek adına 2020'den önce yapmayı isteyeceği 20 maddelik bir liste oluşturmuş. Ve bizleri de bu etkinliğe davet ediyor. Kararlı ve azimli olmak şart. Ki sonuna kadar gidebilelim inşaAllah. 
Detaylı bilgileri buraya tıklayarak onun yazısından da öğrenebilirsiniz.









Gelelim benim listeme;
#ikibin20'denonce20


  1. Kabe'yi görmek
  2. Mini bir kaktüs serasına sahip olmak
  3. Daktilo edinmek
  4. Bir koleksiyona sahip olmak
  5. Naif bir sanatla uğraşmak
  6. Ağaç dikmek
  7. Bir enstrüman çalmayı öğrenmek
  8. Açık hava sinemasına gitmek
  9. Gönüllü olarak bir projede yer almak
  10. Sahafda bir gün geçirmek 
  11. Bisiklet ile ufak bir tura çıkmak
  12. Analog fotoğraf makinesi almak
  13. Kardeşlerimle tatile çıkmak
  14. İstanbul'u -tam anlamıyla- Elif'imle gezmek
  15. Bir dili konuşacak kadar öğrenmek
  16. Uzun bir yolculuğa çıkmak
  17. Bir yılda 1000 kitap okumak
  18. Sevdiğim bir yazarla tanışmak
  19. Donanımlı bir kitaplığa sahip olmak
  20. Yüksek lisans hayalimi gerçekleştirmek







    "Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, 
    bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? 
    Yaşamı düz bir çizgide tut-mak tükenmektir.
    Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
    aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe,
        alışkanlıkların, sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, 
    yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?"










    28 Ağustos 2017 Pazartesi

    Kalbine İyi Bak





    Bir mektup aldım birkaç gün önce. Onu tanıyan biri değilim, olmak da istemezdim herhalde. Zira nefretle beslenmiş bir kalbe sahipti ve bir insan, böyle bir kalple tanış olmayı ister mi dersiniz. İster belki de, bu kalbi onaracak gücü kendinde bulduğu vakit!

    Çok güzel bir girişi vardı mektubun. Okurken ne de güzel sevmiş dedim. Sonra devam ettim okumaya ve 'bu nasıl sevmek!' dedim. Dedim çünkü sevmek insanı bu denli kötü birine dönüştüremez. Severken kalbinin nefrete ev sahipliği yapmasına imkan yok. Belli ki çok yanlış anlamış ,anlayamamış, sevmeyi. 
    Sevmek, fedakarlıktır. 
    Bencil olmamaktır.
    Zor durumda bırakmamak karşındakini.
    Olduğu gibi kabul etmek, değiştirmeye çalışmadan...
    Bir yazımda bahsetmiştim sev-mek'ten;

    "İnsan severken en güzelin rızasını gözetmeli daima. Bilincinde olmalı, yürekten hissetmeli. Öylesine gelişi güzel sevmemeli. Sevdim mi tam sevmeli, sevdiği şeyde O'nu görmeli. Değil midir ki Züleyha'nın sevmesi onlardan biri. Hidayet nasip oldu. Leyla ve Mecnun hakeza...Demek ki neymiş,
    Rıza!"  


    Velhasıl hiçbir zaman sevmemiş, sevdiğini sanmış arkadaş. 
    Saygıyı da sevgiyi de hiç edip katmış nefretinin önüne. Hal böyle olunca mektubuna da yansımış öfkesi ve kini. Merak ediyorum, acaba sevdiği kişide ona karşı aynı duyguları mı besliyor diye. En önemlisi de sormak isterdim, nasıl yaşıyor içinde çığ gibi büyüyen nefretiyle? Pek mümkün olmasa gerek.

     Neden mi aldığım bu mektubu sizlere anlatıyorum? Çünkü görün istedim. Sevmelerimizi ne denli indirgediğimizi, nasıl yanlış anladığımızı ve nasıl da yanlış sevdiğimizi. İnşaAllah diyorum, sevmelerimiz tez vakitte gerçek anlamını bulur. İçi dolu, gösterişten uzak ve öylesine olmaktan sıyrılmış olarak...
    Gerçek anlamından uzaklaşmış her sevmek insanı yıpratır ve yorar. Yorulan ve yıpranan her kalp ölür. Ölen kalp ise yalnızca kan pompalayan bir et parçasından ibaret olur. Nitekim Peygamberimiz Efendimizin de buyurduğu gibi;

    Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur, bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalbdir.” 

    Cânım okur, kalbine iyi bak!

    Sevmelerimizin kalbimizi bozmayanından olması duası ile...
    Ayşenur~




    23 Ağustos 2017 Çarşamba

    Dijital Mektuplaşma

    Hoş geldin cânım okur,

    Sizlere yeni keşfettiğim bir siteden bahsetmek için uğradım buralara. Çok sık ziyaret edemez oldum yine. Dünya telaşı... Buna rağmen burada kalmaya devam eden siz güzel insanlara çok teşekkür ediyorum. Sık sık uğramayı ihmal etmeyesiniz, yorumlarınızı da... Bu durum çokça mutlu ediyor zira.




    Bahsini etmek istediğim şey Lettmess adında bir site. Dijital ortamda mektuplaşma imkanı sunan bir platform. Harika değil mi?! Aslına bakarsanız kağıtlara yazmak çok daha güzel. Ama birçok sebepten dolayı uğraşmak istemeyenler için de harika bir imkan. Kağıttı kalemdi bir de zarfa koyup postahanelerde uğraşması...Bunun yanında bir de "Karşımdakine nasıl güvenebilirim?" sorunsalı var. Siz bu güven ortamını sağlayana kadar bu dijital ortamı kullanabilirsiniz. Ve bir bakmışsınız elinizde kağıt kalem...

    Eğer ilginizi çektiyse, buyrun tık tık
    Üye olduktan sonra size bir pin veriliyor. Bu pinlerle mektup alıyor ve gönderiyorsunuz. Bilgileriniz karşı tarafa verilmiyor ki zaten üye olurken de yalnızca mail adresiniz isteniyor. Yalnız bir sıkıntı var. Sanırım, rastgele yazma kısmından yazarsanız eğer mektup yazacağınız kişinin erkek yahut kadın olmasını seçemiyorsunuz. Bu yüzden biraz araştırıp kendinize uygun gördüğünüz kriterde bir pin sahibi arkadaşa yaz kısmından yazabilirsiniz.

    Bana da yazmak isterseniz eğer,
    MESSPIN: 753487 
    Bu pini kullanarak yaz kısmından bana da bir mektup gönderebilirsiniz :) 


    28 Nisan 2017 Cuma

    Bir Dost'a





    Sevgili Dost,
    Sana bu satırları gece yarısı huzuru yakalayabildiğim nadir yerlerden olan, pencere önümden, yazıyorum. Ara sıra gökyüzüne bakmayı da ihmal etmiyorum pek tabii. Ve açıp pencereyi temiz havayı ciğerlerime doldurmayı da...
    Fark ettim de sevgili dost, uzun zaman olmuş, ciğerlerimi havayla buluşturmayalı. Yüreğimin boşluğuna baharı yaşatmayalı, çiçekler açmayalı içimde... Ve yağmur yağmayalı çölleşmiş topraklarıma.
    Güzel günler geliyor ve tam önümüzde duruyor yaşayalım diye bunları. Biz ise tadına varamadan yolcu ediyoruz böyle bir nimeti. Beraberinde getirdiği güzellikleri değil de, üzüntüye ve hüzne dair ne varsa onları misafir ediyoruz içimizde. İnsanoğlu işte, ne kadar da meyilli hüzne. Mutluluğu ve sevgiyi tatmak, yaşamak ve bir başkasıyla paylaşmak varken!

    Ve geçip gidiyor öylece. Kayıp gidiyor elimizden.
    Yakalayabilir miyiz, koşsak ardından?
    Ne dersin?
    Küçükken oynadığımız yakalamaca oyunlarından idmanlıyız ne de olsa. Ebe sensin ve yakalaman gereken büyük mutluluklar var. Mümkün, değil mi? Kesinlikle mümkün!
    İnanıyorum, samimiyet ve gayret ile istenen her şey verilir insana. Mühim olan istemek. İsteyip de kenara çekilmek değil elbet. Tüm çabanı koymak ortaya. Samimi olmak yaptığın her işte...

    İşte,
    Aslında bu kadar kolay, Küçük çabalarla büyük mutluluklar elde etmek. Esas olan ise kalbi ümitsizliğe meylettirmemek. En korkunç duygudur ümitsizlik. Şeytandandır. Ondan gelen her şey kötüdür. İnsanı hata ve yanlışa sürükler. En önemlisi de kör eder. Sadra şifa olabilecek çoğu şeyi görmemize engel olur. Büyük kayıp. Aman dikkat cânım dost. Şeytanın kalbini ele geçirmesine izin verme. Ümitlerini daim taze tut içinde, Yeşersinler meyve versinler ♡

    Ümitlerimin tazelendiği bir günden...
    Selâm ve dua ile ♡

    25 Mart 2017 Cumartesi

    Duygu'yla Başlayan Serüven






    "İnsan bastırdığı duygunun esiri olur."

    Doğru! İnsan duygularını bastırmamalı. Yaşamalı, o duyguyu gerçekten hissetmeli... Duyguyu bastırmak eziyettir insana. Bilirim. Ama ya bu duygular şeytani duygular ise? Ne dersiniz, sizce yine de bastırılmamalı mıdır? 

    Bence tam da bu noktada bastırılmalı duygular. Zira rahmani olmayan her duygu zaten kendinin esiri eder insanı. Bastırmak zor gelecektir. Bedenine, ruhuna ve kalbine...Bu noktada zor olanı kolaya çevirmek de tamamen bizim elimizde. Mesela ben, bastırmıyorum hiçbir duygumu. Esiri olmuyorum hiçbir zaman. Çünkü benim yaz-mak gibi bir özgürlüğüm var. Alıyorum elime kağıt kalemi döküyorum içimdekileri satırlara. Kalem, kağıt ve satırlar taşıyor benim yükümü. Duygularımın iyiliğine kötülüğüne aldırış etmeden... Bana ağır gelen tüm duyguları yükleniyorlar. Hafiflemek bu kadar kolay esasen. Yaz-mak.

    Demeyin ki bu kız sürekli yazmaktan bahsediyor. Öyle! İnkar etmiyorum. Ama ben çoğu sıkıntı ve zorluğu yazarak atıyorum içimden. Bir nevi terapi :) İşte bu yüzden, duygusunu bastıranlara, inatla yazın demek için burdayım. 

    Benim yazma serüvenimi de anlatayım size :)
    Yaklaşık bir sene önce instagramda bir sayfa keşfetmiştim.
    'Kültür Sokak'
    Bir yarışma düzenlemişti. Beş altı cümleden oluşan bir yazı yazmıştık katılımcılar olarak. 




    Ben de bir hevesle en sevdiğim fotoğraflarımdan biri olan bu fotoğraftan esinlenerek şu satırları yazmıştım;
    Kitaplar...
    İnsanın huzuru ve dinginliği tam anlamıyla bulduğu tek adrestir. Dünyanın sahte vaadlerini bir köşeye bırakıp daha gerçekçi dünyalara kapılar aralayan, hayatı ve insanları anlamada en önemli etkendir. Kitap deyince 'dost' kavramı gelmeli akla. Her anında yanında olan, yoldaş, sırdaş ve tek sığınak. Kitap demek başvurulası en güzel adres demek. Okuyalım. Okuyalım ki kitaba dair yazılanların yalan olmadığını görelim. Okuyarak hissedelim bu gerçeği.

    Yazdıklarımın sıradan olmasına rağmen yarışmayı kazandım. Ya fotoğrafı beğendiler ya da yazıyı bilemiyorum. Ama iyi ki diyorum. İyi ki ben kazandım. İşte hikaye burada başlıyor aslında. Yazmaya tam da bu noktada başladım. Gerçek anlamda yazmak...
    Cânım Duygu, bana güzel hediyelerinin yanında bir kart göndermişti. Kartın üzerine yazdığı birkaç satırı yazayım size;

    "İçinden ne yazmak geliyorsa, ne zaman yazmak geliyorsa yaz! Hiç kimseye anlatmak istemediğimiz bir şeyler olduğunda kağıt ve kalem bizim en büyük dostumuz, sırdaşımızdır, unutma! Ve oku! Dünya o kadar kirli ki kitaplar bizi temiz dünyalar da saklayan ayrı birer dünya gibi!!!"

    Takip etmek isteyenler için bir de sitesi var sevgili Duygu'nun, Tık-tık
    Edebiyat, kültür ve sanat içerikli yazılarını keyifle okuyacaksınızdır :)

    Bir de Cânım Ablam'ın desteği. Onu es geçemem. Devam etmesini sağlayan da odur. 
    Hayatıma öyle güzel insanlar girdi ki, öyle güzel insan tanıdım ki ne kadar şükretsem az kalır. Elhamdulillah Rabbim. Karşıma güzel insanlar çıkardığın için şükürler olsun...

    Siz de yazın cânım okur. Yüreğinize ağırlık veren her şeyi yazın. Anlatmak istemediğiniz ne varsa yazın. Ardından gelecek olan güzelliklere inanın. Yazdıklarınızı birinin beğenmesine gerek yok. Korkusuzca yazın o yüzden. İçinizden geldiği gibi...

    12 Mart 2017 Pazar

    Kahve Kokulu Posta ♡

    Kahveyi sevenler koşsun gelsin buraya! 
    Öyle güzel bir posta aldım ki geçenlerde, hala içimde sevinci. Zarfı açıp açıp bakıyorum sıklıkla :) Kokusunu içime çekiyorum. Ohh, mis!
    Neyi kokluyorsun demeyin hemen :D Bakınız bi ne imiş kokusunu içime çektiğim şey.





    Bu güzelim, cânım kahve çekirdeklerini postanın içine iliştiriveren bal kız, naif insan tabiki Lila
    Notunda belirtmiş," kendimden bir parça hediye ediyormuşum gibi " diye. Ben şimdi nasıl sevmem bu güzelim çekirdekleri, nasıl saklamam ömür boyu. Ve nasıl tazelemem burnumdaki kokularını :) Kahveyi ne çok sevdiğimi söylememiştim daha önce sizlere. Söylüyorum, şimdi öncekinden de çok seviyorum!





    Allahım! Bu ne mütüş bir karttır. Kahve çekirdeklerinden sonra kalbimden vurulmama neden olan bu minnoş kartı kendi elleriyle hazırlamış Canım Lila. Totoro'yu sevdiğimi görmüş ve bunun üzerine hazırlamış. Ne de ince düşünmüş öyle değil mi? Güzel insan, böyle tam Totoro kadar -büyük- sevgiler ve de teşekkürler sana! İçimdeki çocuğu pek bi sevindirdin zira :)





    Bunlar da diğer kartlar. Hepsi birbirinden güzel yahu! Yanlarına da kitap ayracı iliştirmiş ki ben mutluluktan kanat çırpayım bulutlara. Yoksa başka türlü duramıyorum yerimde :D
    Bakın işte, özetle;
    Bir insanı mutlu etmek bir posta ile pek tabii mümkün. Öyle büyük şeylere gerek yok. Yüreğinizi açmanız, misafir olmanız anılarına. Dost ve yoldaş olmanız, ufak detaylarla bir ömür elinden tutmanız... Çok kolay canım okur.






    Nermincim,
    Öncelikle geciktirmiş olduğum postan için özür diliyorum. Allah'ın izniyle en kısa zamanda elinde olur.
    İlk defa göndermiş olmana rağmen, kendimi hiç yabancı hissetmedim postana. Uzun zamandır yolunu gözlediğim bir paket gibiydi. Her şey için çok teşekkür ediyorum. Yüreğine, emeğine sağlık :)
    Kahve kokulu öpücükler ♡

    MİM #2 | UYARLAMACA

    Elifim beni ikinci defa mimledi :) 
    İlk mim soruları çok eğlenceliydi! Zevkle cevapladım. Şimdi pek bi güzel konu hakkında hazırlanmış sorular var önümde. Öncelikle daveti için biricikime teşekkür ediyorum sonra da başlıyorum cevaplamaya :) Elif'in cevaplarını zevkle okuyacağınızdan eminim :) Buyrun Tık-tık


    1) Uyarlama dizi/film seyretmeyi sever misiniz? Ne sıklıkta uyarlama dizi/film seyredersiniz?
    Pek sevmem maalesef. Bunun nedeni ise önce kitabı okuyup sonra uyarlamasını izlemem olabilir. Genel anlamıyla baktığımda okuduğum kitapları hayalimde kendimce uyarlamışımdır ben. İzlediğim uyarlamalar hayallerimdekiyle uyuşmuyorsa şayet üzülüyorum. Zira çok fazla etkilendiğim bir kitap benim için yeni dünyalara kapı aralamış oluyor ve uyarlamanın bu kapıyı kapatması söz konusu, çoğu zaman. İşte bu yüzden minik bir tavsiye, önce uyarlamayı izleyin. Sonra kitabı okuyun. Ya da iyisi mi uyarmaları izleyip hayallerinizin sınırlarını kısıtlamayın ve kendi hayal gücünüzle yeni sınırlar çizin :)




    2)Şu zamana kadar en sevdiğiniz ya da başarılı bulduğunuz uyarlama film hangisiydi? Cevabı neye göre verdiniz?
    Uçurtma avcısı! Başarılı bulmamın sebebi filmin kalitesinden ya da işlenişinden değil. Konusu...
    Bir çocuğun hayatını, masumiyetini ve hayallerini neden kirletirler ki?
    İçimde bir yer öylesine acımıştı izlerken. Ve ben o acının tadını hala hissediyorum.




    3)Şu zamana kadar en sevmediğiniz veya başarısız bulduğunuz, uyarlamayı yapanlara "neden yaptınız bunu neden?" diye sorduracak uyarlama film hangisiydi? Neden böyle düşünüyorsunuz?
    Ben öyle çok uyarlama izleyen biri değilim ne yazık ki. O nedenle sadece belli başlı eserlerin uyarlamasını izlemişimdir. Onlardan biri de 'Şeker Portakalı'ydı. Ama hiç tat alamadım! Nefret ettim. Fazla kötüydü. Bilmiyorum neden? Belki bu kez filmin kalitesinden dolayıdır. Ya da Zeze'yi daha masum ve sevimli hayal ettiğim içindi.


    4)Şu zamana kadar en sevdiğiniz veya başarılı bulduğunuz uyarlama diziyi nedenleri ile birlikte söyler misiniz?
    Şüphesiz Sherlock! Bu konuda kesinlikle Elif'e katılıyorum. Adamlar yapmış arkadaş! Daha önce Sherlock uyarlaması izlememiştim. Dizisi ilkti. Ve iyi ki diyorum ilk olarak bunu izlemişim. Konuyu birebir ele alıp, kusursuz işleyen bir dizi. Her bölümde yok artık dedirtti. Harikaydı. Hemen şimdi açın izlemeye başlayın derim :)







    5)Şu zamana kadar en sevmediğiniz veya başarısız bulduğunuz uyarlama diziyi nedenleri ile birlikte söyler misiniz?
    Uyarlama dizi olarak sadece Sherlock'u izlediğim için bu soruya verecek bir cevabım yok :/ Bir öneriniz var ise yoruma bırakmanız beni mutlu eder :)




    6)Diziye veya filme uyarlansa çok güzel olurdu, kesin izlerdim, uyarlanmasını isterdim dediğiniz bir kitap var mı?
    Bence kitaplar diziye veya filme uyarlanmamalı. Benim kanaatim bu yönde. Her ne kadar seveni çok olsa da uyarlamaların, ben pek sevemiyorum. Ama dediğim gibi bunun sebebi benden kaynaklı olabilir. İlk önce kitabı oku sonra uyarlamasını izle. Hiç hoş olmuyor. Gerçi tam tersini denesem de fikrim değişmezdi :) Bırakalım kitapların güzel dünyalarını uyarlamalarla kısıtlamayalım. Çünkü bir kitap milyon tane dünya demek. Her okuyan farklı yerlere kanat çırpar. Oysa uyarlamalar herkesi aynı yere götürmekte...




    İşte, benim cevaplarım :)
    Sıra sende sevgili okur. Yapmadıysan eğer mim'lendin ♡

    2 Mart 2017 Perşembe

    İlk Kolaj Çalışmam


    İlk kolaj çalışmamı sizlere sunmaktan mutluluk duyuyorum efenim :) 
    Bildiğiniz üzere bir kartpostallaşma etkinliği düzenledim. Etkinlikte eşleştiğim cânım Nermin, ve bir de katılanlar arasından kura ile seçtiğim cânım Ablam için bu zarflar ♡






    Bu kolajlama işi harika bir şey! Ben yaparken çok eğlendim. Ama tabi biraz zamanımı aldı. Neyi nereye koysam, bu buraya uydu mu? Yok yok bu burada olmasın. Şunu da şuraya alayım. Bakayım, heh! Şimdi oldu sanırım. :D
    Daha neler neler.
     Ama olsundu, kağıtlarla haşır neşir olmak, bantların içinde kaybolmak ve emek vermek sevdiğin birine... Paha biçilemez güzellikte bir şey.
    Ben bunları çok sevdim. Ve bende ilk olmaları hasebiyle önemli bir yere sahipler :) İlkler ama son da olmayacaklar ♡ 

    Umuyorum sahipleri de beğenir ^^
    Gününüz mübarek olsun ♡ Cumanın güzelliği peşinizi bırakmasın :) 
    Sevgiler.

    Onarıl-a-mayan Kırıklar









    Nedir bu onarıl-a-mayan kırıklar?
    Sıradan bir kol ya da ayak kırığı gibi bir şey mi? 
    Sanmam! 

    Kırılan bir kalp bir gönül ise şayet onarıl-a-maz. Onun dışındaki tüm kırıkların onarılması mümkün Allah'ın izniyle. Ama gerçekten, ağızdan öylesine çıkan sözlerin bir kalbi ne denli yaraladığı pek mühim ve üzerinde özellikle durulması gereken bir mesele. Demeyin ki onun da çaresi var, bir hediye bir çift güzel sözle onarılması mümkündür. Değildir efendim. Açık net! Kendimizi kandırmayalım.

    Nasıl bu kadar emin olabilirsin diye mi soruyorsunuz. Buyrun cevabı;

    Ben de bunun -onarım eyleminin- imkansızlığını kırdığım kalplerden değil kırılan kalbimden öğrendim. Kırdılar kalbimi evet. Gönlümü darmadağın ettiler. Sonra da hiçbir şey olmamışcasına devam ettiler. Mühim değil. Ben buna kendim için göz yumarım. Yumdum da. Ama bir başkasına bunu yaşatmaktan korkuyorum. Kim bilir kaç kalp kırdım düşüncesi çıkmıyor şu sıralar aklımdan. 
    Demeyin ki ne yaşadı da böyle büyük laflar ediyor. Bir söz, ufak bir hareket yetiyor insan kalbini hırpalamaya...


    Mesela diyorum, güzel bir hediye hazırlasam kalbini kırdığım herkese. Gönül alsam. Bir umut onarılma belirtisi gösterse kırdığım kalpler, bozguna uğrattığım gönüller. Sonra da diyorum ki, kandırma kendini Ayşenur. Kalp kırmanın hediyesi mi olur! Olmaz pek tabii. Dedim ya öyle kolay bir mesele değil bu. 


    Lakin pes edip o kalbi öylece bırakmak da olmaz. 
    Bunun için özel çaba sarf etmeli.
    Evvela kirlenen kalplerimizi temizlemekle başlamalıyız. Zira bir söz bir düşünce insanın kalbinden doğar. Hal böyle olunca kire günaha bulanmış kalpten nasıl güzel sözler beklenir? Sorarım size, var mıdır günaha bulanmış sözün ve düşüncenin telafisi? Sanmam. Telafi ettik sanarız sadece. Yoksa o kalp o izi hep taşır. Ama bilmeyiz ki o kalpte Allah var. Der ya Yunus Emre Hazretleri,



    "Gönül Çalabın (ALLAH) tahtı, Çalap gönüle baktı

    İki cihan bedbahtı, kim bir gönül yıkar ise"



    Kalp temizlendi mi sıra dile geliyor. Kalpten doğanların çıkacağı yer. Kilit nokta! 
    Dilimize sahip olduk mu yıkım değil nice inşalar gerçekleştiririz. Dil güzel şeyler söylemeli. Odur onun vazifesi. Peygamberimiz Efendimiz buyuruyor ki,



    "Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin ya da sussun!"


    Kalp ve dilden sonra, ilim zırhını kuşanmak gerek! İlimsiz insan yılan misalidir. Isırır ve zehirler...
    Tehlike büyük, tehlike yakın. Bu tahribattan en hafif hasarla çıkabilmek adına tüm bunları idrak etmek ve özümseyerek hayatımıza tatbik etmemiz gerekiyor. Sebebiyet verdiğimiz yahut verme potansiyeli içinde olduğumuz her an zarardayız. Sözün özü,


    "İncitme sen kimseyi, kimseye incinme hem 

    Güler yüzlü tatlı dil, her ağzın balı ol.
    .
    .
    .
    Güneş gibi şefkatli, yer gibi tevazulu 

    Su gibi sehavetli, merhametle dolu ol."

    Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi



    Bir de dua bırakıyorum kalplere şifa,

    Ey işlere hükmedip gören, gönüllere şifa bahşeden!
    Denizleri birbirine karıştırmayıp aralarını ayırdığın gibi beni de cehennem azabından, helâka götüren çağrıdan ve kabirler fitnesinden koru.

    Vesselam.