22 Eylül 2017 Cuma

Dün, Bugün, Yarın




İnsan, göçebedir. 
Dünü, bugünü ve yarını arasında... 





Zor gelir bu göçebelik. Zira sadece bedenle değildir göçebe olmak. Zihni ve gönlü de göçebedir insanın. En zoru da budur zaten. Bir insan hayatını ele alalım mesela;
Bugünü yaşar ama aklı hep dündedir. Yahut yarını düşlemekle geçmektedir bugünü. Günü yaşamaktansa düne ve yarına takılıp kalmaktadır. Kalbi, zihni, düşünceleri ve duyguları...
Ya pişmandır dün yaptıklarından dolayı ya da yarını planlamaktadır daha iyi yaşayabilmek adına. Ya keşkeler yığını arasında boğulmaktadır bugünü yaşarken yahut yarına dair planlar yapmaktadır devamlı. Oysa, bilse ki keşkelerin bir fayda sağlamadığını; yaşardı bugünü yeni bir keşke eklemeden ömrüne. Ve de yarına dair kurulan hayallerin ve yapılan planların yaşanma garantisinin olmadığını bilse, bugününü ona göre inşa ederdi.

Gün, bugündür canım okur. Gün, bugündür!

Ne dünde takılıp kalalım, ne de yarınla büsbütün meşgul edelim kafamızı. "Anı yaşa!" sözü var ya, tam da öyle.
Ama gelişigüzel değil elbette!
Bu günü dünde kalan pişmanlıklardan arındırarak ve yarına garantimizin olmadığını bilerek yaşamalı...
Durun hemen kızmayın yahu!
Size hayal kurmayın demiyorum. Demem de, bolca kuran biri olarak... Diyemem.
Kurun elbet!
Hayallere giden yolu bugün inşa etmeye başlayarak ama,
Yarın olacak mı bilmiyoruz diye de umutsuzluğa kapılmadan,
Bugünü heba etmeden,
Geçmişimizle yargılamadan kendimizi,
Gelecek için hazırlıksız koymadan bugünü...
Velhasıl;
Gün,
Bugündür...
Her şeyiyle.
Bugünümüz dünü düşünmeden geçirdiğimiz musmutlu,
Yarının telaşına düşmediğimiz huzurlu bir gün olsun her daim.



BirŞiir

BirTavsiye

BirŞarkı






19 Eylül 2017 Salı

20'DEN ÖNCE 20 / ETKİNLİK




Ertelemek;
Yitirmektir bir nevi. 
Sevinci, tatlı heyecanları, güzel anıları, beraberinde getirdiği mutlulukları...
Ama ne yitirmek! 
Telafisi olmayan, hüznü ve keşkeleri peşine takıp getiren, mutsuz bir insan bırakan geride.
Korkunç değil mi? Erteleyerek -yapacak güç ve imkan kendimizde olduğu halde- ne çok şey kaybedebileceğinin farkına bir an önce varmalı insan.
Gelin bu kayıpların birlikte önüne geçelim. Ne dersiniz, bence harika olur.





Tam da bu noktada devreye Elifim giriyor. Tüm orjinal fikirler ondan çıkıyor bana göre :) Kendisi tüm bu yitirmeleri aza indirgemek ve keşke yapsaydım dememek adına 2020'den önce yapmayı isteyeceği 20 maddelik bir liste oluşturmuş. Ve bizleri de bu etkinliğe davet ediyor. Kararlı ve azimli olmak şart. Ki sonuna kadar gidebilelim inşaAllah. 
Detaylı bilgileri buraya tıklayarak onun yazısından da öğrenebilirsiniz.









Gelelim benim listeme;
#ikibin20'denonce20


  1. Kabe'yi görmek
  2. Mini bir kaktüs serasına sahip olmak
  3. Daktilo edinmek
  4. Bir koleksiyona sahip olmak
  5. Naif bir sanatla uğraşmak
  6. Ağaç dikmek
  7. Bir enstrüman çalmayı öğrenmek
  8. Açık hava sinemasına gitmek
  9. Gönüllü olarak bir projede yer almak
  10. Sahafda bir gün geçirmek 
  11. Bisiklet ile ufak bir tura çıkmak
  12. Analog fotoğraf makinesi almak
  13. Kardeşlerimle tatile çıkmak
  14. İstanbul'u -tam anlamıyla- Elif'imle gezmek
  15. Bir dili konuşacak kadar öğrenmek
  16. Uzun bir yolculuğa çıkmak
  17. Bir yılda 1000 kitap okumak
  18. Sevdiğim bir yazarla tanışmak
  19. Donanımlı bir kitaplığa sahip olmak
  20. Yüksek lisans hayalimi gerçekleştirmek







    "Başlamanın bir anlamı varsa bitişi göze almak, 
    bitişin bir anlamı varsa başlangıcı olmak değil midir? 
    Yaşamı düz bir çizgide tut-mak tükenmektir.
    Yaşamak zorunda olduğumuz şunca yılı
    aykırı uçlar arasında gezdirip geçirmedikçe,
        alışkanlıkların, sınırlarını aşmadıkça zaman zaman, 
    yaşamak nasıl yenilik olur tükenmek değil de?"










    28 Ağustos 2017 Pazartesi

    Kalbine İyi Bak





    Bir mektup aldım birkaç gün önce. Onu tanıyan biri değilim, olmak da istemezdim herhalde. Zira nefretle beslenmiş bir kalbe sahipti ve bir insan, böyle bir kalple tanış olmayı ister mi dersiniz. İster belki de, bu kalbi onaracak gücü kendinde bulduğu vakit!

    Çok güzel bir girişi vardı mektubun. Okurken ne de güzel sevmiş dedim. Sonra devam ettim okumaya ve 'bu nasıl sevmek!' dedim. Dedim çünkü sevmek insanı bu denli kötü birine dönüştüremez. Severken kalbinin nefrete ev sahipliği yapmasına imkan yok. Belli ki çok yanlış anlamış ,anlayamamış, sevmeyi. 
    Sevmek, fedakarlıktır. 
    Bencil olmamaktır.
    Zor durumda bırakmamak karşındakini.
    Olduğu gibi kabul etmek, değiştirmeye çalışmadan...
    Bir yazımda bahsetmiştim sev-mek'ten;

    "İnsan severken en güzelin rızasını gözetmeli daima. Bilincinde olmalı, yürekten hissetmeli. Öylesine gelişi güzel sevmemeli. Sevdim mi tam sevmeli, sevdiği şeyde O'nu görmeli. Değil midir ki Züleyha'nın sevmesi onlardan biri. Hidayet nasip oldu. Leyla ve Mecnun hakeza...Demek ki neymiş,
    Rıza!"  


    Velhasıl hiçbir zaman sevmemiş, sevdiğini sanmış arkadaş. 
    Saygıyı da sevgiyi de hiç edip katmış nefretinin önüne. Hal böyle olunca mektubuna da yansımış öfkesi ve kini. Merak ediyorum, acaba sevdiği kişide ona karşı aynı duyguları mı besliyor diye. En önemlisi de sormak isterdim, nasıl yaşıyor içinde çığ gibi büyüyen nefretiyle? Pek mümkün olmasa gerek.

     Neden mi aldığım bu mektubu sizlere anlatıyorum? Çünkü görün istedim. Sevmelerimizi ne denli indirgediğimizi, nasıl yanlış anladığımızı ve nasıl da yanlış sevdiğimizi. İnşaAllah diyorum, sevmelerimiz tez vakitte gerçek anlamını bulur. İçi dolu, gösterişten uzak ve öylesine olmaktan sıyrılmış olarak...
    Gerçek anlamından uzaklaşmış her sevmek insanı yıpratır ve yorar. Yorulan ve yıpranan her kalp ölür. Ölen kalp ise yalnızca kan pompalayan bir et parçasından ibaret olur. Nitekim Peygamberimiz Efendimizin de buyurduğu gibi;

    Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur, bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalbdir.” 

    Cânım okur, kalbine iyi bak!

    Sevmelerimizin kalbimizi bozmayanından olması duası ile...
    Ayşenur~




    23 Ağustos 2017 Çarşamba

    Dijital Mektuplaşma

    Hoş geldin cânım okur,

    Sizlere yeni keşfettiğim bir siteden bahsetmek için uğradım buralara. Çok sık ziyaret edemez oldum yine. Dünya telaşı... Buna rağmen burada kalmaya devam eden siz güzel insanlara çok teşekkür ediyorum. Sık sık uğramayı ihmal etmeyesiniz, yorumlarınızı da... Bu durum çokça mutlu ediyor zira.




    Bahsini etmek istediğim şey Lettmess adında bir site. Dijital ortamda mektuplaşma imkanı sunan bir platform. Harika değil mi?! Aslına bakarsanız kağıtlara yazmak çok daha güzel. Ama birçok sebepten dolayı uğraşmak istemeyenler için de harika bir imkan. Kağıttı kalemdi bir de zarfa koyup postahanelerde uğraşması...Bunun yanında bir de "Karşımdakine nasıl güvenebilirim?" sorunsalı var. Siz bu güven ortamını sağlayana kadar bu dijital ortamı kullanabilirsiniz. Ve bir bakmışsınız elinizde kağıt kalem...

    Eğer ilginizi çektiyse, buyrun tık tık
    Üye olduktan sonra size bir pin veriliyor. Bu pinlerle mektup alıyor ve gönderiyorsunuz. Bilgileriniz karşı tarafa verilmiyor ki zaten üye olurken de yalnızca mail adresiniz isteniyor. Yalnız bir sıkıntı var. Sanırım, rastgele yazma kısmından yazarsanız eğer mektup yazacağınız kişinin erkek yahut kadın olmasını seçemiyorsunuz. Bu yüzden biraz araştırıp kendinize uygun gördüğünüz kriterde bir pin sahibi arkadaşa yaz kısmından yazabilirsiniz.

    Bana da yazmak isterseniz eğer,
    MESSPIN: 753487 
    Bu pini kullanarak yaz kısmından bana da bir mektup gönderebilirsiniz :) 


    28 Nisan 2017 Cuma

    Bir Dost'a





    Sevgili Dost,
    Sana bu satırları gece yarısı huzuru yakalayabildiğim nadir yerlerden olan, pencere önümden, yazıyorum. Ara sıra gökyüzüne bakmayı da ihmal etmiyorum pek tabii. Ve açıp pencereyi temiz havayı ciğerlerime doldurmayı da...
    Fark ettim de sevgili dost, uzun zaman olmuş, ciğerlerimi havayla buluşturmayalı. Yüreğimin boşluğuna baharı yaşatmayalı, çiçekler açmayalı içimde... Ve yağmur yağmayalı çölleşmiş topraklarıma.
    Güzel günler geliyor ve tam önümüzde duruyor yaşayalım diye bunları. Biz ise tadına varamadan yolcu ediyoruz böyle bir nimeti. Beraberinde getirdiği güzellikleri değil de, üzüntüye ve hüzne dair ne varsa onları misafir ediyoruz içimizde. İnsanoğlu işte, ne kadar da meyilli hüzne. Mutluluğu ve sevgiyi tatmak, yaşamak ve bir başkasıyla paylaşmak varken!

    Ve geçip gidiyor öylece. Kayıp gidiyor elimizden.
    Yakalayabilir miyiz, koşsak ardından?
    Ne dersin?
    Küçükken oynadığımız yakalamaca oyunlarından idmanlıyız ne de olsa. Ebe sensin ve yakalaman gereken büyük mutluluklar var. Mümkün, değil mi? Kesinlikle mümkün!
    İnanıyorum, samimiyet ve gayret ile istenen her şey verilir insana. Mühim olan istemek. İsteyip de kenara çekilmek değil elbet. Tüm çabanı koymak ortaya. Samimi olmak yaptığın her işte...

    İşte,
    Aslında bu kadar kolay, Küçük çabalarla büyük mutluluklar elde etmek. Esas olan ise kalbi ümitsizliğe meylettirmemek. En korkunç duygudur ümitsizlik. Şeytandandır. Ondan gelen her şey kötüdür. İnsanı hata ve yanlışa sürükler. En önemlisi de kör eder. Sadra şifa olabilecek çoğu şeyi görmemize engel olur. Büyük kayıp. Aman dikkat cânım dost. Şeytanın kalbini ele geçirmesine izin verme. Ümitlerini daim taze tut içinde, Yeşersinler meyve versinler ♡

    Ümitlerimin tazelendiği bir günden...
    Selâm ve dua ile ♡

    25 Mart 2017 Cumartesi

    Duygu'yla Başlayan Serüven






    "İnsan bastırdığı duygunun esiri olur."

    Doğru! İnsan duygularını bastırmamalı. Yaşamalı, o duyguyu gerçekten hissetmeli... Duyguyu bastırmak eziyettir insana. Bilirim. Ama ya bu duygular şeytani duygular ise? Ne dersiniz, sizce yine de bastırılmamalı mıdır? 

    Bence tam da bu noktada bastırılmalı duygular. Zira rahmani olmayan her duygu zaten kendinin esiri eder insanı. Bastırmak zor gelecektir. Bedenine, ruhuna ve kalbine...Bu noktada zor olanı kolaya çevirmek de tamamen bizim elimizde. Mesela ben, bastırmıyorum hiçbir duygumu. Esiri olmuyorum hiçbir zaman. Çünkü benim yaz-mak gibi bir özgürlüğüm var. Alıyorum elime kağıt kalemi döküyorum içimdekileri satırlara. Kalem, kağıt ve satırlar taşıyor benim yükümü. Duygularımın iyiliğine kötülüğüne aldırış etmeden... Bana ağır gelen tüm duyguları yükleniyorlar. Hafiflemek bu kadar kolay esasen. Yaz-mak.

    Demeyin ki bu kız sürekli yazmaktan bahsediyor. Öyle! İnkar etmiyorum. Ama ben çoğu sıkıntı ve zorluğu yazarak atıyorum içimden. Bir nevi terapi :) İşte bu yüzden, duygusunu bastıranlara, inatla yazın demek için burdayım. 

    Benim yazma serüvenimi de anlatayım size :)
    Yaklaşık bir sene önce instagramda bir sayfa keşfetmiştim.
    'Kültür Sokak'
    Bir yarışma düzenlemişti. Beş altı cümleden oluşan bir yazı yazmıştık katılımcılar olarak. 




    Ben de bir hevesle en sevdiğim fotoğraflarımdan biri olan bu fotoğraftan esinlenerek şu satırları yazmıştım;
    Kitaplar...
    İnsanın huzuru ve dinginliği tam anlamıyla bulduğu tek adrestir. Dünyanın sahte vaadlerini bir köşeye bırakıp daha gerçekçi dünyalara kapılar aralayan, hayatı ve insanları anlamada en önemli etkendir. Kitap deyince 'dost' kavramı gelmeli akla. Her anında yanında olan, yoldaş, sırdaş ve tek sığınak. Kitap demek başvurulası en güzel adres demek. Okuyalım. Okuyalım ki kitaba dair yazılanların yalan olmadığını görelim. Okuyarak hissedelim bu gerçeği.

    Yazdıklarımın sıradan olmasına rağmen yarışmayı kazandım. Ya fotoğrafı beğendiler ya da yazıyı bilemiyorum. Ama iyi ki diyorum. İyi ki ben kazandım. İşte hikaye burada başlıyor aslında. Yazmaya tam da bu noktada başladım. Gerçek anlamda yazmak...
    Cânım Duygu, bana güzel hediyelerinin yanında bir kart göndermişti. Kartın üzerine yazdığı birkaç satırı yazayım size;

    "İçinden ne yazmak geliyorsa, ne zaman yazmak geliyorsa yaz! Hiç kimseye anlatmak istemediğimiz bir şeyler olduğunda kağıt ve kalem bizim en büyük dostumuz, sırdaşımızdır, unutma! Ve oku! Dünya o kadar kirli ki kitaplar bizi temiz dünyalar da saklayan ayrı birer dünya gibi!!!"

    Takip etmek isteyenler için bir de sitesi var sevgili Duygu'nun, Tık-tık
    Edebiyat, kültür ve sanat içerikli yazılarını keyifle okuyacaksınızdır :)

    Bir de Cânım Ablam'ın desteği. Onu es geçemem. Devam etmesini sağlayan da odur. 
    Hayatıma öyle güzel insanlar girdi ki, öyle güzel insan tanıdım ki ne kadar şükretsem az kalır. Elhamdulillah Rabbim. Karşıma güzel insanlar çıkardığın için şükürler olsun...

    Siz de yazın cânım okur. Yüreğinize ağırlık veren her şeyi yazın. Anlatmak istemediğiniz ne varsa yazın. Ardından gelecek olan güzelliklere inanın. Yazdıklarınızı birinin beğenmesine gerek yok. Korkusuzca yazın o yüzden. İçinizden geldiği gibi...

    12 Mart 2017 Pazar

    Kahve Kokulu Posta ♡

    Kahveyi sevenler koşsun gelsin buraya! 
    Öyle güzel bir posta aldım ki geçenlerde, hala içimde sevinci. Zarfı açıp açıp bakıyorum sıklıkla :) Kokusunu içime çekiyorum. Ohh, mis!
    Neyi kokluyorsun demeyin hemen :D Bakınız bi ne imiş kokusunu içime çektiğim şey.





    Bu güzelim, cânım kahve çekirdeklerini postanın içine iliştiriveren bal kız, naif insan tabiki Lila
    Notunda belirtmiş," kendimden bir parça hediye ediyormuşum gibi " diye. Ben şimdi nasıl sevmem bu güzelim çekirdekleri, nasıl saklamam ömür boyu. Ve nasıl tazelemem burnumdaki kokularını :) Kahveyi ne çok sevdiğimi söylememiştim daha önce sizlere. Söylüyorum, şimdi öncekinden de çok seviyorum!





    Allahım! Bu ne mütüş bir karttır. Kahve çekirdeklerinden sonra kalbimden vurulmama neden olan bu minnoş kartı kendi elleriyle hazırlamış Canım Lila. Totoro'yu sevdiğimi görmüş ve bunun üzerine hazırlamış. Ne de ince düşünmüş öyle değil mi? Güzel insan, böyle tam Totoro kadar -büyük- sevgiler ve de teşekkürler sana! İçimdeki çocuğu pek bi sevindirdin zira :)





    Bunlar da diğer kartlar. Hepsi birbirinden güzel yahu! Yanlarına da kitap ayracı iliştirmiş ki ben mutluluktan kanat çırpayım bulutlara. Yoksa başka türlü duramıyorum yerimde :D
    Bakın işte, özetle;
    Bir insanı mutlu etmek bir posta ile pek tabii mümkün. Öyle büyük şeylere gerek yok. Yüreğinizi açmanız, misafir olmanız anılarına. Dost ve yoldaş olmanız, ufak detaylarla bir ömür elinden tutmanız... Çok kolay canım okur.






    Nermincim,
    Öncelikle geciktirmiş olduğum postan için özür diliyorum. Allah'ın izniyle en kısa zamanda elinde olur.
    İlk defa göndermiş olmana rağmen, kendimi hiç yabancı hissetmedim postana. Uzun zamandır yolunu gözlediğim bir paket gibiydi. Her şey için çok teşekkür ediyorum. Yüreğine, emeğine sağlık :)
    Kahve kokulu öpücükler ♡

    MİM #2 | UYARLAMACA

    Elifim beni ikinci defa mimledi :) 
    İlk mim soruları çok eğlenceliydi! Zevkle cevapladım. Şimdi pek bi güzel konu hakkında hazırlanmış sorular var önümde. Öncelikle daveti için biricikime teşekkür ediyorum sonra da başlıyorum cevaplamaya :) Elif'in cevaplarını zevkle okuyacağınızdan eminim :) Buyrun Tık-tık


    1) Uyarlama dizi/film seyretmeyi sever misiniz? Ne sıklıkta uyarlama dizi/film seyredersiniz?
    Pek sevmem maalesef. Bunun nedeni ise önce kitabı okuyup sonra uyarlamasını izlemem olabilir. Genel anlamıyla baktığımda okuduğum kitapları hayalimde kendimce uyarlamışımdır ben. İzlediğim uyarlamalar hayallerimdekiyle uyuşmuyorsa şayet üzülüyorum. Zira çok fazla etkilendiğim bir kitap benim için yeni dünyalara kapı aralamış oluyor ve uyarlamanın bu kapıyı kapatması söz konusu, çoğu zaman. İşte bu yüzden minik bir tavsiye, önce uyarlamayı izleyin. Sonra kitabı okuyun. Ya da iyisi mi uyarmaları izleyip hayallerinizin sınırlarını kısıtlamayın ve kendi hayal gücünüzle yeni sınırlar çizin :)




    2)Şu zamana kadar en sevdiğiniz ya da başarılı bulduğunuz uyarlama film hangisiydi? Cevabı neye göre verdiniz?
    Uçurtma avcısı! Başarılı bulmamın sebebi filmin kalitesinden ya da işlenişinden değil. Konusu...
    Bir çocuğun hayatını, masumiyetini ve hayallerini neden kirletirler ki?
    İçimde bir yer öylesine acımıştı izlerken. Ve ben o acının tadını hala hissediyorum.




    3)Şu zamana kadar en sevmediğiniz veya başarısız bulduğunuz, uyarlamayı yapanlara "neden yaptınız bunu neden?" diye sorduracak uyarlama film hangisiydi? Neden böyle düşünüyorsunuz?
    Ben öyle çok uyarlama izleyen biri değilim ne yazık ki. O nedenle sadece belli başlı eserlerin uyarlamasını izlemişimdir. Onlardan biri de 'Şeker Portakalı'ydı. Ama hiç tat alamadım! Nefret ettim. Fazla kötüydü. Bilmiyorum neden? Belki bu kez filmin kalitesinden dolayıdır. Ya da Zeze'yi daha masum ve sevimli hayal ettiğim içindi.


    4)Şu zamana kadar en sevdiğiniz veya başarılı bulduğunuz uyarlama diziyi nedenleri ile birlikte söyler misiniz?
    Şüphesiz Sherlock! Bu konuda kesinlikle Elif'e katılıyorum. Adamlar yapmış arkadaş! Daha önce Sherlock uyarlaması izlememiştim. Dizisi ilkti. Ve iyi ki diyorum ilk olarak bunu izlemişim. Konuyu birebir ele alıp, kusursuz işleyen bir dizi. Her bölümde yok artık dedirtti. Harikaydı. Hemen şimdi açın izlemeye başlayın derim :)







    5)Şu zamana kadar en sevmediğiniz veya başarısız bulduğunuz uyarlama diziyi nedenleri ile birlikte söyler misiniz?
    Uyarlama dizi olarak sadece Sherlock'u izlediğim için bu soruya verecek bir cevabım yok :/ Bir öneriniz var ise yoruma bırakmanız beni mutlu eder :)




    6)Diziye veya filme uyarlansa çok güzel olurdu, kesin izlerdim, uyarlanmasını isterdim dediğiniz bir kitap var mı?
    Bence kitaplar diziye veya filme uyarlanmamalı. Benim kanaatim bu yönde. Her ne kadar seveni çok olsa da uyarlamaların, ben pek sevemiyorum. Ama dediğim gibi bunun sebebi benden kaynaklı olabilir. İlk önce kitabı oku sonra uyarlamasını izle. Hiç hoş olmuyor. Gerçi tam tersini denesem de fikrim değişmezdi :) Bırakalım kitapların güzel dünyalarını uyarlamalarla kısıtlamayalım. Çünkü bir kitap milyon tane dünya demek. Her okuyan farklı yerlere kanat çırpar. Oysa uyarlamalar herkesi aynı yere götürmekte...




    İşte, benim cevaplarım :)
    Sıra sende sevgili okur. Yapmadıysan eğer mim'lendin ♡

    2 Mart 2017 Perşembe

    İlk Kolaj Çalışmam


    İlk kolaj çalışmamı sizlere sunmaktan mutluluk duyuyorum efenim :) 
    Bildiğiniz üzere bir kartpostallaşma etkinliği düzenledim. Etkinlikte eşleştiğim cânım Nermin, ve bir de katılanlar arasından kura ile seçtiğim cânım Ablam için bu zarflar ♡






    Bu kolajlama işi harika bir şey! Ben yaparken çok eğlendim. Ama tabi biraz zamanımı aldı. Neyi nereye koysam, bu buraya uydu mu? Yok yok bu burada olmasın. Şunu da şuraya alayım. Bakayım, heh! Şimdi oldu sanırım. :D
    Daha neler neler.
     Ama olsundu, kağıtlarla haşır neşir olmak, bantların içinde kaybolmak ve emek vermek sevdiğin birine... Paha biçilemez güzellikte bir şey.
    Ben bunları çok sevdim. Ve bende ilk olmaları hasebiyle önemli bir yere sahipler :) İlkler ama son da olmayacaklar ♡ 

    Umuyorum sahipleri de beğenir ^^
    Gününüz mübarek olsun ♡ Cumanın güzelliği peşinizi bırakmasın :) 
    Sevgiler.

    Onarıl-a-mayan Kırıklar









    Nedir bu onarıl-a-mayan kırıklar?
    Sıradan bir kol ya da ayak kırığı gibi bir şey mi? 
    Sanmam! 

    Kırılan bir kalp bir gönül ise şayet onarıl-a-maz. Onun dışındaki tüm kırıkların onarılması mümkün Allah'ın izniyle. Ama gerçekten, ağızdan öylesine çıkan sözlerin bir kalbi ne denli yaraladığı pek mühim ve üzerinde özellikle durulması gereken bir mesele. Demeyin ki onun da çaresi var, bir hediye bir çift güzel sözle onarılması mümkündür. Değildir efendim. Açık net! Kendimizi kandırmayalım.

    Nasıl bu kadar emin olabilirsin diye mi soruyorsunuz. Buyrun cevabı;

    Ben de bunun -onarım eyleminin- imkansızlığını kırdığım kalplerden değil kırılan kalbimden öğrendim. Kırdılar kalbimi evet. Gönlümü darmadağın ettiler. Sonra da hiçbir şey olmamışcasına devam ettiler. Mühim değil. Ben buna kendim için göz yumarım. Yumdum da. Ama bir başkasına bunu yaşatmaktan korkuyorum. Kim bilir kaç kalp kırdım düşüncesi çıkmıyor şu sıralar aklımdan. 
    Demeyin ki ne yaşadı da böyle büyük laflar ediyor. Bir söz, ufak bir hareket yetiyor insan kalbini hırpalamaya...


    Mesela diyorum, güzel bir hediye hazırlasam kalbini kırdığım herkese. Gönül alsam. Bir umut onarılma belirtisi gösterse kırdığım kalpler, bozguna uğrattığım gönüller. Sonra da diyorum ki, kandırma kendini Ayşenur. Kalp kırmanın hediyesi mi olur! Olmaz pek tabii. Dedim ya öyle kolay bir mesele değil bu. 


    Lakin pes edip o kalbi öylece bırakmak da olmaz. 
    Bunun için özel çaba sarf etmeli.
    Evvela kirlenen kalplerimizi temizlemekle başlamalıyız. Zira bir söz bir düşünce insanın kalbinden doğar. Hal böyle olunca kire günaha bulanmış kalpten nasıl güzel sözler beklenir? Sorarım size, var mıdır günaha bulanmış sözün ve düşüncenin telafisi? Sanmam. Telafi ettik sanarız sadece. Yoksa o kalp o izi hep taşır. Ama bilmeyiz ki o kalpte Allah var. Der ya Yunus Emre Hazretleri,



    "Gönül Çalabın (ALLAH) tahtı, Çalap gönüle baktı

    İki cihan bedbahtı, kim bir gönül yıkar ise"



    Kalp temizlendi mi sıra dile geliyor. Kalpten doğanların çıkacağı yer. Kilit nokta! 
    Dilimize sahip olduk mu yıkım değil nice inşalar gerçekleştiririz. Dil güzel şeyler söylemeli. Odur onun vazifesi. Peygamberimiz Efendimiz buyuruyor ki,



    "Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse ya hayır söylesin ya da sussun!"


    Kalp ve dilden sonra, ilim zırhını kuşanmak gerek! İlimsiz insan yılan misalidir. Isırır ve zehirler...
    Tehlike büyük, tehlike yakın. Bu tahribattan en hafif hasarla çıkabilmek adına tüm bunları idrak etmek ve özümseyerek hayatımıza tatbik etmemiz gerekiyor. Sebebiyet verdiğimiz yahut verme potansiyeli içinde olduğumuz her an zarardayız. Sözün özü,


    "İncitme sen kimseyi, kimseye incinme hem 

    Güler yüzlü tatlı dil, her ağzın balı ol.
    .
    .
    .
    Güneş gibi şefkatli, yer gibi tevazulu 

    Su gibi sehavetli, merhametle dolu ol."

    Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi



    Bir de dua bırakıyorum kalplere şifa,

    Ey işlere hükmedip gören, gönüllere şifa bahşeden!
    Denizleri birbirine karıştırmayıp aralarını ayırdığın gibi beni de cehennem azabından, helâka götüren çağrıdan ve kabirler fitnesinden koru.

    Vesselam.

    19 Şubat 2017 Pazar

    Kartpostallaşma Etkinliği Eşleşmeleri :)

    "Sevgili Dost, 
    Elini nabzına götür."

    Zira biraz sonra yeni anılar dolduracaksın heybene :)
    Güzel bir kart alacaksın hiç tanımadığın birinden.
    Postacı yolu bekleyeceksin heyecanla ve yeni umutlarla.
    Yeni bir dünya keşfedeceksin.
    .
    .
    .

    Uzar gider bu satırlar. Ben çok heyecanlıyım a dostlar! İlk defa bir etkinlik gerçekleştiriyor olmanın verdiği bir heyecan olmanın yanında -ve en güzeli- yeni insanlar tanıyacak, anılarıma yenisini ekleyecek olmamın da heyecanı aynı zamanda :) Etkinlik süresini çok fazla uzatmak istemedim. Malum okulların yoğunluğu giderek artmakta. O tempoda zor olacağı düşüncesiyle hareket ettim. Umuyorum kısa zamanlı olmuş olması sizi rahatsız etmez :)

    Bu arada bir de haberim var sizlere! Güzelim etkinliği güzel değerlendirmek istiyorum. Bu bağlamda, normal eşleşmeleri gerçekleştirdikten sonra aranızdan bir kişiyi kurayla çekip kendisine bir kart da ben göndereceğim. Keşke her birinize birer tane kart gönderebilsem...Her birinizle bir bağ kurabilsem bu vesileyle.
    Belki diyorum, o da olur bir gün, inşaAllah :)

    Gelelim eşleşmelere;





    *Soslu Badem  (soslubadem@gmail.com) - Yusuf Arslan









    *Beyda'nın Kitaplığı (beydaninkitapligi@gmail.com) - Değmesin Yağlı Boya (degmesinyagliboya@gmail.com)



    Aranızdan kart göndereceğim kişi ise,


    -Değmesin Yağlı Boya :)

    Kartlarınızı çok geciktirmeden göndermenizi rica ediyorum :)
    Katılımınızla beni mutlu ettiniz. Çok teşekkür ediyorum.
    Bir başka etkinlikte görüşmek üzere.
    Dotça'kalın :)

    14 Şubat 2017 Salı

    Döngü






    Bu sabah annemin "Uyan hadi! Bak kar yağıyor" nidalarıyla açtım gözlerimi. Kar kelimesini duyar duymaz pencereye yöneldim. Nasıl seviyorum siz düşünün :) Aslında sonbahardır en sevdiğim mevsim ama kışın da karını severim. Her kış mutlaka kartopu savaşı yaparız kardeşim ve mahalle takımıyla :D Aslında bu yılki kotamızı doldurmuş olsak da karın çokça yağmasını, yerleri doldurmasını ve akşama bir savaş daha gerçekleştirmeyi çok istedim sabah usul usul düşen kar tanelerini görünce. Lakin gelin görün ki kar taneleri yerini güneşe bıraktı ve usulca terk etti buraları. Olsundu. Kısa da olsa eşlik ettiler bana okuldan eve dönüş yolunda. Kimisi çok minnak, kimisi büyüklüğüne rağmen mütevazi bir süzülüşle bıraktılar kendilerini yere. İmkan olsa da her gün bir saatcik izleyebilsek.

    Kar demişken...Birkaç mektubumu kar tanelerinin eşliğinde yazmışlığım da vardır benim. Mektup yazmaya ara verip, ellerimi o muazzam taneciklerle buluşturmuşluğum... Yenilenmiş bir ruh haliyle dönmüşlüğüm mektubun başına.

    Kar yağdı mı içimi bir çocuk sevinci kaplar benim. Ve gün boyu, bazen de günlerce, içimde bir yerlerde korur kendini. Bir yer bulur kendine... Çünkü bilirim ki ben koruyamam onu içimde. İyisi mi kendi işini kendi görsün de hiç değilse birkaç gün konaklasın içimde bir yerlerde. Ama biz çok iyi anlaşırız sevincimle. O bana güzellikler sunar ben de yoldaş olurum ona. İşte böyle geçiverir bir iki gün...

    Sonra... Sonra ne mi olur?
    O güzelim çocuksu sevinci güzelliklerle uğurlarım içimden, Hüzün alır yerini. Bana en çok yakışan... Birlikte pek bir uyumlu olduğumuz...Ama alıştırmam onu kendime. Çünkü bilirim ki o da gidecek. Sevincin gelmesi yakınlaştı mı onu da yolcu ederim. Büyük bir heyecanla... Uzun zamandır beni bekleten ve özlemim olan sevincedir bu heyecan. Çocuksu olanına.

    Bu bir döngü aslında. Herkesin dönem dönem içine girdiği bir döngü...Kiminin döngüsü hızlı kimininki usul usul ilerler. Kiminin de duruvermiş...
    Gayet tabii, bir o kadar da yorucu olan bu döngü hayatın bir parçası. Bir şekilde yolumuz düşer. Öyle ya da böyle çıkıverir karşımıza.

    Cânım okur,
    Bu döngünün içinde olduğunu unutma. Ve her daim temkinli ol. Sakın ha! Seni enine boyuna hırpalamasına ve de -derler ya fazla sevincin getirisi olan- ağlatmasına izin verme. Bu döngüden galip çıkan sen ol!
    Dik dur!
    Ve her ne gelirse gelsin karşısında güçlü olmayı bil.
    Bil ki gelen her şey Rab'dendir.
    O ne verirse bir sebep uğrunadır.
    Lütfu da hoştur, kahrı da....

    Selam ve dua ile,
    Sevgiler...


    11 Şubat 2017 Cumartesi

    Sev-mek / Muhabbet





    Muhabbet... 
    Ne güzel şeydir kıymetini bilene. 
    Kıymetlidir sevgi.
    Sevmek, güzel duygular beslemek, bir gönülde kendine yer bulmak, gönlüne girilmesine izin vermek...
    Kimi zaman bir insana beslenir bu muhabbet, kimi zaman başka bir canlıya, kimi zaman da sana verilen bir nimete. 
    Misal ben çok şeye muhabbet besliyorum. 
    Pencere önüne konan bir güvercine, yaprak döken bir ağaca, kalbi güzel bir dosta, bazen bir zarfa, başımı kaldırdığımda özenle dizilmiş yıldızlara, gözümden süzülen bir damla yaşa, yaşlılık belirtisi olan buruşuk ellere, bir çocuğun gülüşüne...


    Sevilmek ister insan. O muhabbeti iliklerine kadar hissetmek... Yo hayır, sandığınız gibi bir beşer tarafından sevilmek değil bahsettiğim. Hakikat olan sevgi.  Muhabbetin anlamını tam olarak karşılayanı... Allah ve Rasûlünün sevgisi. Zaten beşer sevmeyi beceremez. Bilemez neyi nasıl sevmesi gerektiğini. Ondan değil midir bunca kırık kalbin ortalarda kayıp misali dolaşıyor olması. 


    İnsan severken en güzelin rızasını gözetmeli daima. Bilincinde olmalı, yürekten hissetmeli. Öylesine gelişi güzel sevmemeli. Sevdim mi tam sevmeli, sevdiği şeyde O'nu görmeli. Değil midir ki Züleyha'nın sevmesi onlardan biri. Hidayet nasip oldu. Leyla ve Mecnun hakeza...Demek ki neymiş,
    Rıza!


    Muhabbetin güzelliğine dair ufak bir anlatı bırakıyorum buraya,

    Serdar Tuncer abimiz anlatıyor; 
    "Çay nasıl demlenir?
    Önce çay demleyecek kişi güzel bir abdest alacak. Mutfağın kapısına gelecek, yirmibeş 'Estağfurullah' çekecek. İbadetten önce Evliya-ı Kirâm'ın yaptığı gibi. Kalbinden niyet edecek. Niyet ettim Allah rızası için çay demlemeye... 'Bismillah' deyip sağ ayakla mutfağa girecek. Suyu doldururken 'Allahumme Salli Ala Seyyidina Muhammed' diyecek. Çay atarken 'Fatıma anamızın eli olsun' diyecek. Ateşi yakarken 'şu ateşin suyu kaynattığı gibi kalbimizi de aşkının ateşiyle pişir Ya Rabbi' diye niyaz edecek. Çayı doldururken iki kişiye ikram edecekse üçüncü bir boş bardak daha koyacak oraya. O da Sevgili için. Belki gelir... Gelmese de muhabbetini gönderir."
    *
    *
    "Öbür türlü demlersen, adam çay içer. Ama böyle demlersen, muhabbet içer."




    "Muhabbet her gönle tenezzül etmez" diyor sohbetinde Serdar Tuncer ağabey. Acaba diyorum ben bunca sevmelerime rağmen o gönüllerden biri olabilir miyim? Bunu düşünmekten alamıyorum kendimi. Ya ben de muhabbetin tenezzül etmediği gönüllerdensem? Allah muhafaza. 

    Mühim mesele muhabbet. Bir o kadar derin, şüphe barındırmayan. Sevelim a dostlar. Karşılık beklemeden, kin ve nefret barındırmadan ve en önemlisi de O'nun rızasını es geçmeden. Sev-mek eylemini güzelleştiren de budur bence. 

    Sevmelerimiz Allah'ın rızasıyla, karşılık beklemeksizin, içten -taa derinden- ve güzelliklerle dolu olsun sevgili okur. Sizleri seviyorum. Çoook seviyorum. Allah rızası için seviyorum. Yetmez mi? :)

    Bir de şiir bırakıyorum, size ve geceye...


    "Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, 
    bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte 



    yani yürekte."


    Sevgiler,
    Dostça-kalın.

    10 Şubat 2017 Cuma

    MİM / AKLIMDA DELİ SORULAR

    Yine ben!
     Bu sıralar kararlılıkla yazmaya çalışıyorum buraya :)
    Bu beni çok mutlu ediyor.
    Her neyse gelelim yazının en güzel kısmına :)
    Canım Elif beni mimledi! Bu benim ilk mimlenmem. Bu yüzden acemiliğimi sezebilirsiniz. Lütfen çaktırmayın :D
    Haydi,başlayalım mı?!



    1)Almaktan asla vazgeçemeyeceğin bir şey var mı?
    Bu sorunun cevabı çoğunuz için - Elif'in de dediği gibi - çikolata olabilir. Lakin ben aynı şeyi söyleyemeyeceğim :/ Benim almaktan vazgeçemediğim ve hep de öyle olacak şey kalem. Kalemleri pek bi severim. Çok fazla.






    2)Büyük, kocaman bir acı hissettiniz mi?
    Bu büyük, kocaman acının tek müsebbibi serçe parmak mı sizce de? Düşündüm de, kesinlikle büyük, dev kadar bir acısı var bunun.  Yok yok, bundan daha büyük acılar da mevcut ne yazık ki... Lakin iç karartmaya ne hacet! Sadece şunu söyleyebilirim, en büyük acınız serçe parmak acısı olsun.




    3)Altın günlerine dair korkunç bir anın var mı?
    Altın günlerinden nefret ederim! Nedeni çocuklar değil, gereksizliği :D 
    Çocuklar benim için sıkıntı olmadı hiçbir zaman. Çünküsü pek severim onlarla oynamayı :) Korkunç değil sevimli anılarım var o yüzden :D



    4)Özel bir yeteneğin olsa ne olmasını isterdin?
    Sanırım uçmayı isterdim :) Bulutlara dokunmak için isterdim bunu da...Şükrü Erbaş'ın da dediği gibi, Gözlerimle değil dudaklarımla...



    5)"Etraf ne der" diye düşünmeden hareket edebilir misin?
    "El alem ne der sözü kadar duvarları yüksek bir hapishane var mı?"
    Bu sözün kime ait olduğunu bilmiyorum ama tam olarak bize söylenmiş bir söz! Üzülerek söylüyorum ki ben de çoğu zaman bu hapishanenin duvarlarına tosluyorum.



    6)Hangi mevsimi seversin?
    Kesinlikle sonbahar! Kışın yazı, yazın da kışı özlesem bile zaman zaman, sonbaharı severim ben. En çok onu severim. Yaprakların süzülerek yere düşmesini izlemeyi severim ben. Severim işte, sonbahar neticede...



    7)Blog yazmak sana ne kattı?
    Çok şey... Parmaklarıma özgürlük, kalbime kanat, keseme güzel anılar...




    8)En sevdiğin dizi, film, animasyon ve kitap hangileri?
    Diziyi ikiye ayırmak istiyorum. İlki Yunus Emre dizisi. İkincisi de elbette Sherlock :) Bayılarak izledim her ikisini de. 
    En sevdiğim/seveceğim filmi henüz izlemedim ne yazık ki. Varsa benim için tavsiyeniz, mutlu olurum benimle paylaşmanıza :)
    Animasyon kesinlikle Totoro :)
    Kitap ise Şeker Portakalı. Zeze beni çok etkilemişti. Ahh Zeze...




    9)Düşlediğin hayatı yaşayabildin mi?
    Elif'e katılıyorum bu konuda. Gönlümüzce kurduğumuz hayaller yetmez mi? Hiç şüphesiz yeter!




    10)Gece yarısı uyanıp sevdiğiniz birinin nefesini dinlediniz mi?
    Babamın horlama sesi kalp ben :D 




    Benim cevaplarım bunlardı :) Umarım okurken sıkmamışımdır sizleri. Ben çok eğlendim. Davetin için teşekkürler Elifcim :)
    Başka bir mimde görüşmek üzere.
    Dostça-kalın.


    9 Şubat 2017 Perşembe

    KARTPOSTALLAŞMA ETKİNLİĞİ

    ETKİNLİĞİME HOŞGELDİNİZ :)







    Herkese yeniden merhaba :)
    İlk defa bir etkinlik yapıyor olmanın vermiş olduğu heyecan ve mutlulukla bildiriyorum sizlere... Etkinliğin detaylarına girmeden önce boğuma yeni gelenlere bi hoşgeldiniz demek istiyorum :)
    Hoşgeldiniz, güzellikler getirdiniz. Umuyorum güzel bağlar kurup minik bir aile olabiliriz burada :) Birbirimizle paylaşabileceğimiz çok şeyimiz var diye düşünüyorum. Sağolasınız vâr olasınız. Her daim...



    Eveeet! Şimdi etkinliğin detaylarına gelebiliriz :)
    Aslında hiç aklımda olan bir şey değildi. Dün fotoğraflarımı kurcalarken ne de güzel anılar biriktirmişim diye geçirdim içimden. Çok şükür.
    Daha önce kimseye kart attığınız oldu mu? Yahut bir mektup yazdığınız?
    Eğer tattınız ise o duyguyu bilirsiniz nasıl güzel olduğunu. Hele ki gelmesini beklemek... Tarif edilemez bir heyecan ve sabırsızlık. Her bir şeyi güzel yahu! Daha ne diyeyim ki ben.



    Her neyse daha sonra fotoğraflardan birini instagramda paylaşmak istedim. (Tam olarak yukardaki fotoğraf ) O sırada aklıma düştü bu güzelim etkinlik. Anılara yenisini eklemek için sıvadım kolları :) Çok kalabalık bir katılım gerçekleşeceğini düşünmüyorum, zira çok fazla kişiye ulaşacak bir kitleye sahip değilim. Ancak sizlerin de bu güzel, nostaljik etkinlikten haberdar etmek istediğiniz çevreniz var ise şayet bloğunuzda yahut diğer sosyal medya hesaplarınızdan bu etkinliği duyurmanız beni çok mutlu edecektir :) Ve tabii onları da :)
    Ben herkesin bu güzel duyguyu hayatında en az bir kere tatmasını çok isterim ^^
    Gerçekten tarif edilemez bir güzelliği ve yıllar sonra anıp hatırlayacağınız bir hatırası oluyor.

    Haydi! Başlayalım bir yerlerden ^^

    Şimdi, gelelim şartlara;
    ●Aşağıya katılmak istediğinizi belirten bir yorum bırakın ve eşleştirmeler açıklandıktan sonra partnerinizin size ulaşmasını kolaylaştıracak bir mail ya da aktif sosyal medya hesabınızı da yoruma iliştiriverin.

    İşte bu kadarcık!
    Umarım hayal ettiğim gibi güzel bir etkinlik gerçekleştirmiş olurum.  Ve umuyorum hepimiz mutlu olabilelim :)
    Sevgiler ♡


    7 Şubat 2017 Salı

    Yaz-mak









    Benim minik dünyamın güzel sakinleri,
    Sizlerle bir iki kelam etmeye geldim :)
    Evvela nasılsınız onu deyiverin... Umuyorum haliniz keyfiniz yerindedir. Malum okullara bir ay kadar ara vermiştik. Ve tatil bitti, dünden itibaren maraton başlamış bulunmakta. Tatili dolu dolu geçirmek için öncesinde büssürü planlar yapıp hayaller kurmuştum. Bir çoğunu yapmaya ,gerçekleştirmeye, fırsat buldumsa da yapamadıklarım hâlâ aklımın bir köşesinde. Tatilin bitmişliği onları sadece bir rafa kaldırdı. Ve ben onlara yenilerini ekleyerek gelecek tatilde rafa kaldırmaksızın yapmayı umuyorum.  Üzerimdeki tembelliği ve ağırlığı atmış bir şekilde karşılarsam şayet...
    Her neyse gelelim başlıktaki konuya.
    Yaz-mak...
    Ne ifade ediyor sizin için? Çok merak ediyorum.
    Bu konu hakkında birçok kişiyle konuşmak ve 'yaz-mak'la ilgili düşüncelerini öğrenmeyi çok istiyorum. Zira bu konu benim ilgimi cezbediyor. Ne kadar da güzel bir şey insanın yazabiliyor olması. Uzun ya da kısa, güzel yahut çirkin, okunası ya da değil, öyle ya da böyle...
     Ne fark eder ki. Yazabiliyorsan eğer sadece yaz. Öylesine. Gelişigüzel...
    Tıpkı benim burada yaptığım gibi :) Ben bu gücü kendimde bulamıyordum açıkçası. Ta ki bir derginin üniversitemizde gerçekleştirdiği konferansa katılana kadar. Konferansta çok güzel ifadelere yer verildi. Birebir benzeri olmasa da aklımda kalan kadarını aktarmak istiyorum sizlere.
    " Yazın! Yazdıklarınızı okuyun, sonra silin yahut yırtıp atın. Sonra tekrar yazın. Aynı döngüyü sürdürün. Ve emin olun ki her yazdığınız yazı bir öncekinden çok daha güzeldi. Ne olursa olsun yazmaktan vazgeçmeyin. Yazmaya ve bu döngüyü sürdürmeye devam edin! "
    İşte! Benim güç bulduğum konuşma... O günden sonra karar verdim. Yazmak için, gerçekten yazabiliyor olmak için hergün bir satır dahi olsa bir şeyler karalayacağım. Hergün olmasa da zaten yazıyordum. Lakin yazdıklarımı beğenmeyip devamını getirmiyordum. Tam olarak burada hata yaptığımı anlayınca da parmaklara kuvvet kaleme sarılmaya başladım.
    Buraya yazıyorum kimi zaman. Başka zaman sıradan bir kağıda, bir başka zaman bir dosta mektup oluveriyor yazdıklarım, kimi zaman da bir kitabın satırlarına eşlik ediyor.
    İşte benim 'yaz-mak' lı serüvenim. Öyle ya da böyle yazıyorum dostlar. İçimi gelişigüzel döküveriyorum kağıtlara. Üzerinde naif serçelerin olduğu bir kalem eşliğinde. Bazen de bir fon müziği eşlik ediyor bize. Yazdıklarım fona söz oluveriyor hiç çekinmeden. Bense aralarındaki uyumsuzluğu görmezden gelerek devam ediyorum yazmaya.
    Yaa işte,
    Yazıyorum, öyle ya da böyle, güzel yahut çirkin, okunası ya da değil...
    Sevgili okur,
    Sen de başla bir yerlerden. Ve bana da yaz mutlaka...
    Sevgiler, benden...